DÖVME – DÖĞME SANATININ GARİP TARİHÇESİ

0
281

Nakleden: H. Fikri VEREL (Hafta 1959)

İnsanlar vücutlarına ne zamandanberi dövme yaptırıyorlar? – Eski bir masalın bize kadar getirdikleri. – Dövmelerle vücudunu emprime kumaşlara benzeten adamlar!…

ESKİ BİR MASAL BU:

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Deve dellal iken, Keçi berber iken, katır silahtar iken: ben annemin babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, taaa Bimanya da yaşayan dillere destan ay yüzlü bir padişah kızı vardı. Onu bir kere gören yanından ayrılmaz, onun vuslatına ermeyen yasayamazdı. Gel zaman git zaman, bu kızın başını bağlama çağı geldi. Geldi ama babasının bütün ısrarlarına rağmen kız, onun bulduğu başka diyarların sultanlarına, hükümdarlarına, prenslerine “varmam da varmam!” diye tutturup ayak diredi.

Günler geçti, padişahın uykuları kaçtı! Dünyaya yayılan kızının güzelliği, onu gittikçe rahatsız etmeğe başladı. “Acep neden?” diye düşünceye vardı. “Bu benim kız saltanatı, serveti istemediğine göre, bunun elbette bir sebebi var” Yoksa gönlünde başka bir yiğit mi yatıyor? Eğer böyleyse, bu işe yine de bir son vermek gerekir. Kim bilir… Belki de gönlündeki yiğit, benim bilmediğim bir diyarın hükümdardı! Serveti bol, saltanatı uzundur.”

Padişah bu düşünce ile kollarını sıvadı. En güvendiği adamlarına durumu gizlice anlatıp, kızının peşini kollamağa, rüyalarında sayıkladığı isimleri tespite başladı. Bir de ne öğrencin? O, dünyanın en yüce kişilerine lâyık kızdı: o ay yüzlü, güneş yürekli kızı, fakir, sümsük bir balıkçı gencine gönül kaptırmamış mı? Kanı tepesine fırladı. Oğlanı yakalatıp büyük bir nehire attırdı. İzini kaybettirdi.

Kız, bu kez odasından çıkmaz oldu! Gözyaşları sele döndü! İnceldi inceldi; handiyse kopacak hâle geldi! Padişah ettiğine pişmandı ama iş işten de geçmiş oldu. Derken efendim, kızı serbest bıraktılar. Peşini koyuverdiler. Zavallı güzel, Yollara döküldü, gâh sel oldu sağladı, gâh yağmur oldu susuzluktan yanan tarlaların bağrına indi. Sonunda sevdiceğinin boğulduğu o meş’um nehrin kenarına oturdu: buralarda yıllar yılı tek basına ağıt etti. Masal bu ya, bir gün nehirden salına salına, suyun tatlı akışına boyun kaptırıp gelen bir koca Nilüfer gördü. Hemen tutup sudan aldı. Bir de ne baksın? Nilüfer ağıt ediyor! Kokusu yavuklusunun kokusuna, ağıtı sevdiceğinin ağıtına benzemiyor mu?

O saat anladık! Yüce Tanrı ona, sevdiceğini Nilüfer edip yollamıştı! Hemen çiçeği göğsünün üzerine koydu: Bütün dertleri son buldu. Çiçek burada yerleşti yerleşti. Yaprakları döküldüğü halde kendi yine terütaze orada yaşayıp gitti. Onu gören Birmanyalılar, vücutlarının muhtelif yerlerine çiçek resimleri yaptırmağa başladılar. Bu masal da böyle tarihe karışıp HAFTA okuyucularına ulaştı. İster yalan, ister doğru, ister sevap, ister günah, hepsi anlatmam boynuna…

BIR GARIP ÂDEM:

Artık masal bitti. Dövmenin nasıl başladığını bu masal havası içinde öğrendiniz. Simdi gelelim gerçeklere: 1870 yılında, fen adamları ile halk, Birmanya’da vücudunun her tarafına dövme yaptırmış, uzun boylu, güçlü kuvvetli ve birkaç dil konuşan Georgias adlı garip biriyle çok yakından ilgileniyordu. Arnavut olduğunu söyleyen bu garip âdem, sırtını, göğsünü ve kalçalarıyla bacaklarının her yanını muhtelif şehir ve çiçek resimleriyle döğdürmüştü.

Ona biraz uzaktan bakanlar, sırtına güzel bir emprime kumaş sardığını zannederlerdi. O vakitler dolaşan söylentilere göre: Georgias, Asya’da bir çete ile işbirliği yapmış, sonunda Birmanyalıların eline düşmüş, onlar da, işkence kastı ile bu dövmeleri yapmışlar; arkadaşlarının hepsi bu dövme işkencesine dayanamayarak ölmüşler, yalnız o sağ kalmıştı.

Kendi iddiasına göre, dövme ameliyesi tam altı ay sürmüştü. Başka bir iddiaya göre ise bu garip âdem, meşhur fuarlarda vücuduna teşhir edip para kazanmak gayesiyle dövmelerle döğdürmek için Birmanya’ya gitmiş ve arzusuna nail olmuştu. Fakat vücudu bu hale gelene kadar çektiği ıstırabı, dünyanın en ünlü yazarları bile dile getiremezlerdi. O muhtelif boydaki, kalınlı inceli iğnelerin batışını hâlâ unutamamıştı.

BU İŞİN DE ÜSTADLARI VARDIR ELBET:

Yeryüzünde en güzel dövme yapanlar hiç şüphe yok ki Birmanya’lılardır. Bu diyarda vücut dövmeciliği artık tam mânasiyle bir ince el sanayii haline gelmiştir bile. Dövme işini yapan meşhur san’atkarlar, önce müşterilerine muhtelif renk ve desen “dövme örnekleri” gösterirler; sonra onları Afyonla uyutup bir çeyrek saat zarfında vücutlarına değişik şekillerde 15 resim döğüverirler. Edindiğimiz malûmata göre, bugün halen yeryüzünde aşağı yukarı 10.000’e yakın düğme deseni vardır.

Birmanyalılardan sonra bu işin üstadı Japonlardır. İsa’dan üç bin yıl evvel Mısırlıların da, vücutlarını tıpkı böyle dövmelerle doldurdukları tespit edilmiştir. Onlardan sonra eski Yunanlılarla Romalılar da, mahkûmlara dövme yaptırmışlar ve onlar halktan, normal vatandaştan ayırmışlardır. Büyük Britanya halkı da bu; düğme işine fazlasıyla ehemmiyet verirdi. Heredot’un bir hikâyesine göre, Süs’ün Avispagoras’a gönderdiği, bir kölenin saçları tıraş edilince şu cümlenin baş derisine dövdürülmüş olduğu görülmüş:

— “Aristagoras!.. Perslere karşı isyan et!..”

DÖVME TARİHÇESİNİN BAŞKA YÖNLERİ:

İlk Hristiyanlar da, vücutlarına düğme yaptırmışlardır. Ve biliyorsunuz bugün Kudüsteki Hacıların çoğu ile İtalya’nın Lorent Hacıları düğme işine çok ehemmiyet vermektedirler.

Fransızcası “Tatouage”, İngilizcesi “Tattow” olan “düğme” kelimesini, meşhur kaptan Cook Tahiti’de “Tatau” şeklinde kullanıldığı sırada tespit edilmiş ve kelime medeniyet âlemine oradan gelmiştir. Tahiti dilinde Tatau, vurmak demektir.

PEKİ, DÖVMEYİ NİÇİN YAPTIRIRLAR?

Dövme, bir nevi nazarlıktır! Dövme, aynı zamanda bir çeşit muskadır!

Geri insanlar, vücutlarını kem gözden sakınmak, hastalıktan korumak için bu dövmelerle doldururlardı. Bu inançlar hala dünyanın birçok memleketlerinde devam etmektedir. Ve bu gidişle edecektir de. Zira medeni milletler, geri kalmış milletleri kendi seviyelerine ulaştırıp, onlara gerçek bir insan gibi muamele etmeyi katiyen akıllarından geçirmemektedirler. Geri kalmış milletlerin, medeni devletler için ne bulunmaz papazlar olduklarını hatırdan çıkarmamak lazımdır. Neyse, bu, konumuzun dışında bir mesele. Evet, ne diyorduk? Haa, böyle işte, bir takım insanlar da göğüslerine kaplan resmi döğdürerek cesur olduklarını, kartal resmi döğdürerek kuvvetli olduklarını, Ceylan resmi döğdürerek çevik olduklarını göstermek isterler. Bugün Pasifikte. Orta Doğu’da, Afrika’da, Kuzey ve Güney Amerika’nın geri kabilelerindeki halkın yüzde 90’nında bu dövmelere rastlamak mümkündür.

DOĞMELİ KRALA VE DOĞMELİ HAYDUT’A DAİR

Biritanya’da Dövme, aşk hatırasıdır. Hatta bazen aşk timsali bile olmaktadır. Tarihçilere göre, Dövmeyi Avrupa’ya Ortaçağ sıralarında, mütemadiyen orada burada dolaşıp duran papazlar sokmuşlardır. O devirlerde aileler, köleleri ayır edebilmek için esirlerle birlikte bir araya koyar ve vücutlarına muhtelif şekillerde dövmeler yaptırırlarmış. Fakaataat. İç harplerde bu sayın asiller esir düşünce, ellerine düştükleri milletler onların da vücutlarına “esaret işareti” sayılan dövmeleri yaptırmışlar.

Tabii hal böyle olunca, kendilerini halkın üzerinde gören bu kimselerde hoşafın yağı kesilmiş ve dövmeyi sadece esir ve kölelere yaptırmaktan vazgeçmişler.

Yine tarihçilerin ifadelerine göre: Daha sonraları, İngiltere’deki hanedan mensupları gençler, harp gemilerinde çalıştıkları zaman, kollarına ve sırtlarına dövme yaptırmışlardır. Bu hareket, birkaç yıl geçince bir moda halini almış ve uzak diyarlara giden bütün gemiciler kollarına dövme yaptırmaya başlamışlardır.

On dokuzuncu asrın sonlarına doğru, Londra’nın muhtelif semtlerinde, meşhur “Dövmeci dükkanları”na rastlamak mümkündü.

Amerika sirklerindeki, vücutları omuzlarından ayaklarına kadar dövmeli olan kadınlar, hâlen büyük bir merak uyandırmaktadır. Dünya dövme rekorunu kırmış bulunan Richardo adındaki adama üzerindeki dövmelerin görünüşü meşhur halılardan farksız olduğu için  “Canlı Gobeln” denmektedir.

Dünyanın her tarafında adı bilinen haydutlardan biri de, ense köküne şu kelimelerden mürekkep bir cümle döktürmüştür.

“Deiblee”

“İçin”

“Saklıyorum”

Bunlar hep birlikte okununca cümlenin manası söyle oluyor:

— “Deiblee için saklıyorum!”

Deiblee, dünyanın en ünlü cellâdıdır!..

Paylaş

CEVAP VER