ŞARLO AY’A GİDİYOR

0
147

6 çocuk babası olan Charlie Chaplin “Ay’a insanlığa hizmet için gideceğim” diyor.

Sanatkârlar bir asır bile yaşasalar, inanınız ki, asla ihtiyarlamadan ölürler. Onları ölüm döşeğinde gördüğünüz zaman, ertesi sabah sizinle birlikte bir briç partisi yapacağını zannedersiniz. Tabii acı haberi duyunca da, inanmaz, bu kabil şakalardan hoşlanmadığınızı söylersiniz. Bir yazar olarak ben, bugüne kadar epey büyük sanatkârla karşılıklı oturup konuştuğum için, bu hükmü verirken oldukça kendime güvenerek söz ediyorum. Evet, evet, insanlığa bir eser hediye edebilmiş nadir sanatkârlar, asla ihtiyarlamazlar. Bu nadir yaradılışlı kimseler her an hareket halinde, her an âşık, her an çocuk ve her an büyük bir filozof olarak yaşayıp giderler.

İşte sözlerimi kökten destekleyecek bir müstesna şahsiyet: Charlie Chaplin. Biliyorsunuz, bu sanatkâr epey bir zamandan beri İsviçre’de oturuyor. Biri henüz kundakta, tam altı çocuğu var! Onunla bir defasında Paris’in o meşhur sanatkâr kahvelerinden birinde karşılaşmıştık. Birlikte kafa tütsüleyip, dünyanın geleceği üzerine oldukça enteresan laflar etmiştik. Dostluğumuzun temeli işte o zaman atılmıştı.

Bu sefer de tesadüf oldu. Bir konuyu yerinde tetkik gayesiyle İsviçre’ye gittim. Tabii soluğu doğru onun sempatik evinde aldım. Çalışıyordu. Ayak seslerime hiç aldırmadan, gelenin kim olduğunu asla merak etmeden bu hummalı çalışmasına devanı etti. Bir ara şöyle konuştuğunu duydum:

– “Size, dünyanın dertlerini taşımak için buraya geldik! Demek Ay’da mesut insanlar olarak hayat sürüyor, sosyal dert ve harp diye bir şey bilmiyordunuz öyle mi? O halde sizin insanlığınıza katiyen inanamam ben!.. Zira insan denen canavar yaşamak için öldürür, rahat etmek için ezer ve dertler ihdas eder!.. Şu halde Ay’da insan değil, sosyal meselelerden bihaber bir takım sersem hayvanlar var! Mamafih artık fazla üzülmenize mahal kalmadı. Nihayet biz dünya mahlûkları buraya da ayak bastık işte. Yakında harplere girişip, hemcinslerimizi öldürüp, onlara ıstırap çektirerek, sizler de bizler gibi medeni insanlar olursunuz!

Chaplin’in hicivlerini dinlerken, tüylerim diken diken oldu. Charlie bir filozof, bir heccav, bir sosyoloktu sanki. Yalnız hareketleri insanı güldürüyor, kelimeleri cümle haline gelince ise derin derin düşünüyordu. Nihayet beni görebildi:

– “Ne arıyorsun burada? Yoksa bir şeyler duyup da mı geldin? Eğer öyleyse hemen git… Zira henüz ortada fazla bir şey yok.”

Diyerek kollarımdan yakaladı. Demek yeni bir film hazırlıyordu ve bu film biraz evvel işittiğim o zehir gibi sözler de bu filme aitti.

– “Bir şey duysam, gelmeden evvel kendimi senin kaprislerine hazırlarım! Bu bir tesadüf oldu. Dağa çıkacağım.”

Beyaz eldivenlerini çıkarırken şeytanca gülümsüyordu:

– “Nihayet medeniyetin şehirde olmadığını anladın değil mi?”

Demir tavında dövülmeliydi araya başka şeyler sokmadan bam teline basıverdim:

-“Ne o, yoksa sende mi bir taraflara gidiyorsun? Amerika’dan kaçtığın yetmiyor mu?”

-“Bana hiçbir şey yetmez dostum… Hatta diğer insanlara yetmeyen bu dünya bile. Onun içindir ki, ben de onlara ayak uyduracağım.”

-“Yani!”

Mesele anlaşılmıştı. Charlie Chaplin konusu Ay’a gitmekle ilgili olan, yeni bir film hazırlamakla meşguldü, İçeri giren karısını ve boy boy çocuklarını birer birer öptükten sonra bana sordu:

-“Sevgilimi ilk defa görüyorsun değil mi?”

Sevgilim dediği karısıydı!

-“Yani karını demek istiyorsun!”

Kızar gibi oldu:

-“Hayır, karım değil sevgilim.”

Şaşırdım. Devam etti:

-“Bu da olmadı yahu… Sevgilim değil metresim!”

Karısının boynuna sarıldı ve lafı şöyle bağladı:

-“Ben karımı metresim gibi elimde tutmağa çalışır, sevgim gibi ihmal etmemek için çırpınırım!.. İşte altı yavrulu saadetimizin büyük sırrı. Bak sana bir şey daha söyleyeyim, ben karıma her gün yeniden âşık olurum ve ona, kendisini hiç sıkmadan yepyeni kelimelerle, her gün yeniden aşkımı ilan ederim. Ve şunu da bil ki, sanatımı en az karım kadar severim!..”

Bembeyaz saçlı, malum yerlerinde kırışıklar olan bu sanatkâr için, insanın yetmişine merdiven dayamış diyebilmesine imkân var mı? Onun bu haline elimde olmayarak hayran oldum gitti. Keşke kendi kendime, dünyaya bir Şarlo olarak gelseydim!.. Oda da, yine yalnız kaldık. Yüzüme dostane bir nazar attıktan sonra içini çekerek anlatmağa koyuldu:

-“Evet, anladığın gibi dostum… Yeni bir film hazırlıyorum: Şarlo Ay’a gidiyor!.. Günümüzün başka konuları kalmamış, yeryüzünde varılacak ve halledilecek başka mühim meseleler yokmuş gibi, bütün büyük devletler şimdi de Ay’ın peşine düştüler! Bunun tek sebebi orayı ele geçirmek: Oradaki şayet varsa insanları kendi hesaplarına istismar etmek. Kısacası, yeryüzündeki korkunç istila hikâyelerini oraya kadar götürüp, doyamadıkları ihtiraslarını, emperyalizmlerini tatmine çalışmak! Bunun için sarf edilen paralara acıyorum doğrusu. Bir tarafta Rusya, bir tarafta Amerika, bir Ay Yarışıdır tutturmuşlar… Oradan medeniyet ve insanlık öğreneceklerini bilsem yarından tezi yok ilim adamı, olmaya çalışır ve onlara yardım ederim! Hâlbuki… Bu filmde seyirci beni yine eski hüviyetimle görecek: İnce bastonlu, koca pabuçlu, eski püskü kıyafetli, melon şapkalı ve küçük bıyıklı… Mamafih kendime güvenim tam. Göreceksin bu film dünya piyasasını nasıl alt üst edecek. Belki Rusya ve Amerika’da gösterilmez ama. Yine de oradaki yankıları büyük olur. Senaryoyu bitireli iki ay oldu. Simdi filmin müziğini hazırlıyorum. Karıma ve çocuklanma da rol vereceğim. Şarlo Ay’a, insanlığa hizmet için gidiyor dostum!..”

Başını salladı:

-“Günümüzde, rahatı yerinde olan insanla hayvan arasındaki fark çok basittir: İnsan film çevirir ve sonra bu filmi görmek için sinemaya gider. Hayvan ise film çevirir ama görmek için sinemaya gidemez!”

Paylaş

CEVAP VER