100 SENE SONRA DÜNYA DELİRECEK Mİ? SORU TARİHİ: 1937…

0
145

Yazan: Dr.F.R. (yedigün, 1937)

Deliler bir takım nevzuhur şairlerimize göre, içlerinde muazzam ummanlar kaynayan birer esrarengiz (!) âlemdirler. Hâlbuki fen, bir takım sosyal ve ekonomik şartlarla yukarda gördüğünüz çehreleri alan bedbaht insanlara sadece tedaviye muhtaç hastalar diyor ki, doğrusu da budur.

KENDİ SAADETİ İÇİN SON ASIRDA TARİHİN EN BÜYÜK İCATLARINI VE KEŞİFLERİNİ YAPMIŞ OLAN İNSAN ZEKÂSI ACABA YARATTIĞI MODERN DÜNYAYA TAHAMMÜL EDEBİLECEK Mİ?

YAZIMIZIN başlığını okuyanlar birdenbire Avrupalı veya Amerikalı bir falcının garip bir kehanetinden bahsedileceğini zannedebilirler. Fakat yazık ki, bahsimiz böyle hayal ve eğlenceli bir habere istinat etmiyor.

Cihan harbinden sonra dünyanın hemen her tarafında sinir ve akıl hastalıkları nispetinin artması dikkati celp etmişti. Cihan hasbi biteli on dokuz sene oldu. Onun uyandırdığı büyük buhranlar hiç olmazsa on seneden beri hayli yatışmış bulunuyor. Böyle iken sinir hastalıklarının ve delilik hâdiselerinin çoğalma nispetinde her sene biraz eksilmeye doğru temayül şöyle dursun, bilâkis daima hâdiselerin korkunç yekûnlara doğru yükseldiği görülmektedir. Bundan dolayıdır ki birçok memleketlerde sinir ve akıl hastalıkları tıpkı verem gibi, frengi gibi umumi bir mücadele mevzuu haline girdi. Yüz sene sonra dünyanın delireceği ihtimali bakınız nereden çıkıyor:

Profesör Harding isimli bir akıl hastalıkları mütehassısı, büyük medeni merkezlerdeki sıhhat istatistiklerini tetkik ederek yıl geçtikçe türlü şekildeki sinir hastalıklarının ve deliliklerin korkulacak bir nispet içinde arttığını görmüştür. Bu çoğalma nispeti ayni tarzda devam ettiği takdirde 2039 senesinde, yani bundan tamam 102 yıl sonra medeniyet merkezlerindeki bütün halkın delirmesi icap edeceğini hesaplamıştır. Görülüyor ki, mesele bir falcı kehaneti kabilinden değildir. Ve ne yazık ki, ihtimali bir hesaba müstenit acı bir faraziyedir. Profesörün istinat ettiği istatistiklerin hepsi doğru ve kat’i midir? Sonra bugün tespit edilmiş olan çoğalma nispeti mutlaka ayni şekilde devam etmek kap eder mi? Şüphe yok ki meselenin bu noktaları tereddüt ve münakaşa götürür. Ancak yüz sene, yüz elli veya üç yüz sene sonra dahi bütün dünyanın delirmesi hakkındaki faraziye, hatalı bir ihtimalden, sakat bir tahminden ibaret olsa bile ortada korkunç ve feci bir hakikat var ki oda sinir ve dimağ hastalıklarının, bilhassa medeni merkezlerde birer dev adım ile ilerlemesi, sinir ve akıl hastanelerinin ve halk arasındaki tabiri iIe tımar hanelerin gün geçtikçe dolup taşmasıdır.

Meşhur ruh hastalıkları mütahassısı doktor Toulouse Fransız halkını deliliğe karşı mücadeleye davet eden beyannamesine bakma nasıl başlıyor:

“Bütün afetler sıhhat ve medeniyet tedbirleri önünde geriliyor, veba ve kolera gibi sirayetlerden kendilerine mahsus temizlik tedbirleri ile korunmak, mümkün oluyor. Fakat terakkiye olmayan bir afet var ki, o da deliliktir. Hatta o, medeniyet karşısında ricat etmemekle kalmıyor, medeniyetle birlikte, tıpkı meşum bir gölge gibi yürüyor ve her merhalede onun mevcudiyeti çoğalıyor.”

Bu başlangıçtan sonra doktor buna sebep olarak insan dimağının fazla sarsıntılara tahammül edemediğini işaret ediyor. Ve mesela sinema, telsiz telefon gibi mesafeleri yaklaştırıcı büyük değişiklikleri takip eden halk kütlesi arasında daima birçok döküntülerin “Trainard” ların meydana çıktığını anlatıyor. Bu sinir ve akıl döküntülerini her mütehassıs kendi zaviyesinden görmektedir. Frengi mütehassısları, bu türlü hastalık musaplarını bir yere kapatıp tedavi edersek mesele kalmaz fikrinde bulunurlar. İçki mücadelecileri zehirli içkileri yasak edebilsek delilik afetini yeneceğiz mütalaasını ileri sürerler. Asabiyeciler ise, sinirlerin neseine müessir, fakat henüz keşfedilmemiş mikroplar bulunduğunu ve bütün akıl hastalıklarını bu, mikropların doğurduğunu söylerler. Doktor Toulouse’un ifadesine göre, delilik esas itibariyle asabi cümlenin çok defa doğuştan gelme ve bazen da sonradan iktisap edilmiş bir zaafınran hâsıl olur iki, bu zaaf birçok sebeplerle dimağ hücrelerinin sarsılmasını intaç etmektedir. Şu halde delilikle mücadele tedbirleri, doğuşla beraber değil, ondan evvel dahi başlamak kap eder.

Akıl hastalıklarının medeniyetle birlikte korkunç bir surette ilerlediğini ilk defa bütün dünyaya geçen sene doktor Carrel haykırmıştı. Nobel Fen mükafatını kazanmış olan “İnsan denen meçhul” adlı mühim eserinde bu meseleyi insana ürkeklik veren bir katiyetle tahlil ediyor. O, bütün kabahati icatların meydana getirdiği maddi muhitlerle şartların insan yapma, bilhassa bu yapının manevi bünyesine uygun olmamasında bulmaktadır. Bütün icatların zekâ ile meydana geldiğini, fakat şimdi bizzat zekânın bu icatlar yüzünden alt üst olduğunu ileri sürüyor. İnsan dimağı kendi yarattığı modern dünyaya tahammül edemeyecektir davasındadır. Büyük şehirlerin her gün dolup taşan ve daima yenileri açılan sinir ve akıl hastanelerindeki hastaları bir tarafa bırakınız. Korkunç olan cihet yalnız bunların sayısının artmasından ibaret değil. Henüz kimseyi öldürmediği yahut yaralamadığı için kapatılmasına lüzum görülmeyen serbest divanelerin çoğalmasındadır. Harp, buhran, gürültü, radyo, büyük şehirlerin karma karışık muhitleri, fabrikaların dolgunluğu, her çeşitten sıkıntılı ve elemli, işsizlik her gün başka çeşitte bir deli örneğinin meydana gelmesine sebep oluyor. Kimi iş bulamamak yüzünden kendini içkiye vuruyor, karısını dövmeye başlıyor ve günün birinde öldürmek derecesine geliyor.

Öteki de mesela’ grev hastasıdır. Kendisinin faşist itham ile takip edildiği vehmine düşmüştür. Serbest hastaların arasında Mythomane’lar, yani hiç yoktan hadiseler, fevkalade şeyler uyduranlar, mesela dünya saadetine bir çare keşfettiği vehmine düşenler ve bu’ fikir altında öteye beriye bilhassa resmi makamlara mektuplar ve istidalar gönderenler vardır.

Yine bunların içinde Halhicine!’ler yani bir şey işitir veya görür gibi olanlar, mesela kendi söylediğinin farkında olmayarak bir takım kelime ve cümleler işittiğini iddia edenler, bir sabit fikre esir olanlar, mesela bir mağaza camekanının önünden geçerken onu mutlaka kıracağını sananlar, meraklılar mesela havagazı açık kaldığı korkusu ile günde sekiz defa evine dönenler, manyaklar, mesela sokakta yalnız kaldım bir kenarında yürüyenler, yahut yanlarından geçtikleri her sokak fenerine bastonlarının ucu ile dokunmak isteyenler, sonra korku divaneleri, kediden, iğneden, kalabalıktan, geniş yerlerden vesaireden korkanlar. Bütün bu çeşit çeşit sinir ve akıl düşkünleri büyük şehirlerin mahşeri de her yıl elle tutulur bir nispetle artıyor ve bu nispetlere istinat ettiği içindir ki doktor Harding 2039 senesine doğru kadın, erkek, çocuk herkesin bir çeşit divane olacağı neticesine varıyor. Bir fert için dimağ müvazenesizliği her türlü hastalıktan müthiştir. Şu halde bir memleket içinde sinir ve akıl hastalarının artması tifüs, veba, kolera salgınlarından da korkunç olur, Sinir hastalıklar ile ve delilikle mücadele, öyle basit bir tedbir olmamakla beraber bütün dünya için en mühim vazifelerden biridir.

Deli, içtimai bir bünyenin içinde tehlikeli bir apandisittir. Ne zaman, nerede, niçin coşacağı ve ne zaman, nereden, niçin kötülük edeceği bilinemez. Kendisine ve etrafına karşı, mesul olmayan her adam şüphesiz bir başka çeşit delidir. Böylelerini de, ne kadar makul cihetleri olursa olsun deliden saymak, böyleleri ile de mücadeleye girmek lazımdır. Asabi harap olmuş bir a dam kadar asabı harap olmak üzere bulunan adamlara da dikkat etmeliyiz.

Dr. F. R.

Paylaş

CEVAP VER