ANKARA’DA EĞLENCE YERLERİ: 1937, 2 Sinema 1 Bar… 100 Bin Müşteri…

0
128

(Kurun’un İlavesi, 1937)

Ankaralıların en büyük derdi eğlence yerlerinin azlığı ve hemen hemen de yokluğudur. Yazın, havaların sıcak olduğu zamanlarda memuru, esnafı, zengini, rençberi kendini orman çiftliğine yahut sesin, sedasız, bir yer arayarak kayaşa atar.

Çiftlik, bir nefes almak ve kısa bir tren seyahati yapmak isteyenlerin gideceği kapaş harabat ehillerinin kulaklarını akan bir su şırıltısına dayayarak bir iki kadeh içecekleri bir yerdir.

Fakat kış gelip de soğuklar başladı mı, ne o kısa tren seyahatinin, ne de yeşil otlar üzerinde yan gelip bir iki nara atmanın tadı kalır. Herkes yuvasına çekilir, hayat sanki en ağır şartlarını ve zaruretlerini bu mevsimde göstermiştir.

Sokaklarda ne o yakası, bağrı açık gezen genç erkeklere, ne de genç kızlara rastlanmaz.

Kış mevsiminde Ankara’nın eğlence yerlerini bir iki kalemde hulâsa hulasa edebiliriz.

Sinemalar: Sinema diye söze başlayabilirdim. Fakat birden fazla, yani iki olduğu için sinemalar dedim. Ankara’da bir “Yeni” bir de `”Halk” sineması olmak üzere iki sinema vardır. Bu sinemalarda ikisi arasındaki mesafe yüz, iki yüz metre kadar bir şey var ya yok. Fakat bir de her gün bir an daha genişleyen Ankara’yı düşünün.

Haydi, uzaklıktan vazgeçtik, fakat sinemalarda fiyatlar da pahalıdır. Her iki sinema bir şirket halinde idare edildikleri için fiyatlar kaç olursa olsun gitmeğe, gösterilen filmi de ne olursa olsun görmeye, mecburuz. Tıpkı aşevlerine tabildon olan müşteriler gibi. Lokantacı bizim zevkimizi, mizacımı, ne dereceye kadar düşünüyor, bu pek belli değil.

Fiyatlar pahalı dedim. Her iki sinemada da duhuliye 30, hususi mevki 50, balkon 70 kuruştur. Bu fiyatlar karşısında şunu da hesap etmek lazımdır ki Ankara’da sinemalara hiç gelmeyen kimse yoktur denemez. Çünkü başka gidecek bir yer yok. Evlerimiz Cebecide, demirli bahçe de bile olsa buraya gelmeğe mecburuz. Hele Türkçe sözlü veya tanınmış bir artistin filmi gelirse biletler bir gün evvelden satan alınır, telefon o gün akşama kadar işler, odacılar, kapıcılar saatlerce sinema gişeleri önünde baylarına bilet almak için nöbet beklerler.

Hemen her cumartesi pazar günleri Halk sinemasının önü bilet gişesinin önünden karşı kaldırımdaki iş bankasının önüne kadar çoluk çocuk, asker başıbozuk doludur.

İçeri girmek, duhuliye, hususi, ne olursa olsun bir bilet almak öyle her babayiğidin karı değildir. Ailenin en iri yarısı, en çok bazusuna güvenen kim ise parayı eline alır, ya medet! diye o kalabalığın içine şöyle bir dalar:

Kapının önü hakikaten bir âlemdir. Çekirdek, simit, fındık üzüm satanların feryatları arşı alaya çıkar; leblebi tablası üzerinde ince bir borudan tüten dumanın mis kokusu etrafı alır. Siz bütün bu manzaraları seyir ve bu kokuları teneffüs ederek bir bilet alır, muşambası kopmuş, yayı yerinden fırlamış koltuklar üzerinde Greta Garbo ile baş başa bir iki saat hasbıhal edersiniz.

Kısaca söylemek lazım gelirse bu iki sinema eğlence yeri olmaları bakımından ihtiyacı karşılamıyor. Yüz yirmi beş bini aşan bir şehirde sadece iki sinemanın oluşu hiç yok oluşu gibi bir şey. Bu şirket eğer isterse Saman pazarında, Yenişehirde de pekâlâ birer şube daha açabilir. Fakat henüz hiç de böyle bir teşebbüsü almadığını zannedebiliriz.

Bu, Ankara eğlence yerlerinin birinci faslı; şimdi gelelim ikincisine.

Tabarin bar: Ne tesadüf, bu da Halk sinemasının hemen yanında. Eğlence yerleri bu acizleri karşısında birlik yapmışlar gibi bir türlü birbirlerinden ayrılamıyorlar.

Bahis mevzuumuzu teşkil eden bar, Ankara’nın, en eski eğlence yerlerinden biridir. Bir katlı bir bodrum, kapıdan birkaç merdivenle aşağıya doğru inilir, genişçe, duvarları boyanmış, bir saloncağız; pudra, allık ve rujun ne hale soktuğu üç beş zavallı çehre; fokstrot ve tangoların klâsiklerine meftun bir de caz, işte Tabarin barın bilançosu. Fiyatların ucuzluğuna (?!) burada da işaret etmeğe hiç lüzum görmüyorum. Ucuz bir içki, bir şişe bira veya bir kahve, bir çay 160 kuruştur. Oturursunuz, saksafon can hıraç sedasile ahenge başlar, saçları briyantinli baylar, parmakları manikürlü bayanlarla el ele tutuşurlar, âlem başladı demektir. Saat 24 variyete numaralarının başlayacağı zaman gelmiştir. Yine o hokkabaz havaları, yine o inip kalkan porsumuş bacaklar, yine o soğuk soğuk sırıtmalar ve yine o çılgınca bravo, yaşa, sedaları.

Her neyse, daha fazla tahammülünüzü tüketmeyelim. Saat üç olmuştur. Esneyerek birbirlerinin koluna giren gençler köşeden kaybolurlar.

Başka. Başka Ankara’nın eğlence yerleri yok. İki sinema bir de bar, bu üç eğlence yerinin de tam yüz bine yakın müşterisi var.

Şimdi halkın dilinde, kulaktan kulağa dolaşan yeni bir şayiayı sabırsızlıkla bekliyoruz: Ankara şehir tiyatrosu kuruldu. İstanbul’dan gelen kıymetli birkaç artiste Ankara belediyesinin ve partinin de yardımı ile büyük bir ihtiyaç karşılanmış oldu. Temsillere hemen başlanılmak üzeredir. Ümit ederiz ki bu da geçen senelerde hemen kurulup ve hemen dağılan heyetlerden olmasın. Şimdi bütün ümit bu değerli heyetin faaliyetinde. Hele fiyatlar da biraz keselerimize uygun olursa sevincimize payan yok. O vakit sinemalar ve bar avuçlarını yalasınlar.

 

Paylaş

CEVAP VER