ANKARA’DA MAKAM EŞEKLERİ

Bugünün kara Mercedesi yerine kara eşek… Eski Ankara’nın caddelerinde, halk ta işine eşekle gidip gelmekte… Hey gidi günler… Bir de Türkiye'yi az gelişmiş ülkelerden sayarlar işte kara eşşekten kara Mercedes'e... Daha ne yapalım yani..?

0
248

Yazan: Hikmet Feridun Es (Yıllarboyu. 1978)

Tam bakanlıklarda -öğünüyorum sanmayınız-  muhteşem bir Mercedes altında kalıyordum. Duyan da: “Yıllar yılı İstanbul’un karmakarışık trafiğinden canını kurtar, sen ta Ankaralara koş, orada ezil… Vay dalkavuk” diyecek… Ama doğrusunu ararsanız, insan ezilince de böyle önde al bayrak, arkada sıfır sıfır resmi plaka, ihtişamlı bir Mercedes altında şanlı – şöhretli ezilmeli ki bir şeye benzesin… Yoksa Taşlıtarla halk otobüslerinin altında kalmak da var haritada. Nitekim kara bakan arabası, şöyle bir baktı, bizi ezmeye tenezzül etmedi… “Sen Mercedes altında kalacak adam mısın lan?” gibilerden hızla gitti… Tehlike geçti sanırken arkadan bir kara araba, bir kara araba daha… Sağdan mı gidiyoruz, yoksa fazla sola mı kaçtık?.. Bugünkü Ankara’ya ayak uydurmak zor iş… İstanbul hacı ağalığı içinde Bakanlıklar’da postu yere sermekten güç kurtuldum…

Kabine toplantısı var her hal!.. Yeni vekiller heyeti salonunda…

Hey gidi hey… Bakanların atla gittikleri eski Heyeti Vekile “Kabine” toplantıları nerede?.. Daha dün gibi… Maliye Vekili meşhur Hasan Saka’nın (Pazar ola) at sırtında dolu dizgin, yıldırım gibi, Çankaya’ya doğru uçarcasına sokaklardan geçtiği günler! . Arkasından bakarlarmış da: “Gazi Paşa çağırdı galiba… Dört nala kaldırmış hayvanı…” derlermiş.

Evet, o devrin en lüks oteli Taşhan’ın, üstü han odaları, altı baştanbaşa ahır… Yukarıda politikacılar münakaşa ederlerken, aşağıda atlar kişnemekte… Bugünkü otomobil parkları gibi kullanılırdı Taşhan ahırlarının önleri… Vekiller hayvanlarını oraya bağlarlardı… Sözünü ettiğimiz Maliye Vekili Hasan Bey de öyle… Falih Rıfkı Atay daha sonraları şöyle anlatacaktı bu sahneyi:

“Bugün saraylara sığmayan bakanlıklar o zaman üç oda ile yetinirdi. Hasan Saka da (Maliye Bakanı) işi bitince dairesinden çıkar, atını çözer, bir müddet iskemle sefası ettikten sonra evine dönerdi… Acele işi olup da, geç vakit Maliyeye koşanlar Vekil Beyefendiyi atının dizginleri elinde, dairesinin önünde yakalarlardı. Ve o günlerde tüm Ankara farelerinin en büyük korkusu, ayaklarının kayıp Hasan Beyin kasasına düşmekti. Böyle bir kaza vukuunda mutlaka başları yarılırdı. Onun için Ha-san Bey atına binip kabine toplantılarına giderken ayranı yok içmeye, atla gider kabineye, der o tatlı Karadeniz esprisi içinde kendi kendisi ile bile alay ederdi. (Dikkat: Atla gider kabineye derken, buradaki kabine sözü kesin olarak “vekiller heyeti” anlamına gelirdi. Başka manaya değil) Vekil atı böylesine lüks sayılırdı o günlerde…

Vala Nureddin (VA-NU) da aynı dekoru, Taşhan’ın önünü şöyle anlatmıştı: “Ankara’nın meşhur Taşhan’ına indik. Atlarımızı bir seyise teslim ederek bol arpa yedirmesini söyledik.

Nasıl? Ankara’nın göbeğinde bir Bonanza dekoru…

Vekiller Heyeti’nin tıkır tıkır atla dolaştığı Texas Ankara’sının üç Ringo’su,”3 Hızlı Süvarisi” vardı. Gene bu Hasan Saka, Saraçoğlu Şükrü, Ağaoğlu Ahmet… Samet Ağaoğlu’nun babası Ahmet Bey yaman süvari idi. Dört nalda toz kaldırmazdı. Kendi yerine Matbuat Umum Müdürü (Basın – Yayın Genel Müdürü) tayin edilen Zekeriya Sertel aynen şöyle anlatır: “Matbuat Umum Müdürlüğü şehrin göbeğinde tek katlı küçük bir bina idi. Umum Müdür Ahmet Beyi ziyaret ettiğim zaman, binanın dış merdivenlerinde beygirini bağlı buldum!..” Demek sayın direktör içerideler.. Evet, eski Ankara’nın caddelerinde -gene Texas’ta olduğu gibi- resmi dairelerin önlerinde at bağlanacak yerler vardı. Hatta Ulus Meydanı’nda dahi. Vekil beyin sayın atlarını bağladıkları yeri boş bulsanız dahi, oraya hayvanınızı bağlamamanız gerek… Katiyen ve nezaketen!… No parking efendim… Daireler kovboy filmlerindeki Şerif ofisini andırırdı.

O devrin en renkli siması Matbuat Müdürü Ahmet Beyin atı öylesine huysuzmuş ki bir gün bu hayvana iyi arkadaşı, çok namlı bir milli şairimiz binmiş… Sen misin binen?.. Hayvan fırlatıp atmış… Büyük şair yere düşerek o hamasi şiirler kaynağı, saçsız ihtişamlı başını yarmış fakir… Daha sonra Atatürk’ün ısrarı ile Fethi Bey ve Ağa Oğlu’nun kurduğu Serbest Fırka’ya giren milli şairimiz bana şunları söylemişti:

– Efendim, Ahmet Beyin atına bindim, yuvarlandım. Partisine girdim, gene tepe aşağı düştüm…

Gazetede çıkan bu beyanat Atatürk’ü dakikalarca tatlı tatlı güldürmüştü. Karikatürist Cemal Nadir’e de “Küp üstüne küp koydular. En alttakini çekince!” mevzulu ve şairimizin bindiği küpten yuvarlanışını gösteren meşhur karikatürünü ilham etmişti.

İşte böyle efendim… Çankaya yolunda 15-20 atlı görünce “Kabine toplantısı mı?..” diye sorulduğu günlerde bazı yabancı büyük elçiler, sefirler de aynı vasıtayı kullanırlardı. Mesela Azerbaycan elçisi, bir yaz gecesi geç vakit atına atlayınca şakır şakır Çankaya köşküne gelmiş, henüz bahçesinde oturan Mustafa Kemal’in sofrasına katılmış, buzlu rakısını yudumlamıştı. Bu anlattığım sahneler benden değil, o günleri yaşamışların kaleminden…

Vekil beyi hem de kiralık, bir eşekle izleyen İstanbullu bir muhallebi mahdumu, bir özel kalem müdürü kendisine bir at aldırmak isteyince kıyametler kopmuş Ankara’da… Küplere binmişler: “Sen çıldırdın mı?.. Biz vekillere at tahsisatı bulamıyoruz. Eşek senin neyine yetmez?.. Kiradan kurtulmak istiyorsan bir makam eşeği alsınlar sana… Mutlaka da resmi olsun dersen kara eşşek al efendim! .”

Ve öyle de yapmışlar… Kara Mercedes yerine kara eşşek… Yalnız arka tarafında plakası eksik tabii.. Zaten o zamanki Ankara halkı da işinin gücünün başına bugünkü gibi otomobille değil, eşşekle gidip gelmekte… İstanbul’dan Ankara’ya yeni gelmiş aileler, ilk gecenin sabahında sokaktan acı acı yükselen:

– Eşşşşşek… Eşşşşşek… Eşşşşeeeeek… Va mı bi boz eşşek gören?.. feryatları içinde kalp çırpıntıları ile uyanırlarmış!.. Eskiler onların bu heyecanına güler ve anlarlarmış ki hırsızlar gene birisinin eşşeğini yürütmüşler!… Dışarıdaki feryat da kayıp veya çalınmış bir eşşek ilanı.. Bugünkü otomobil hırsızlarının öncü kahramanları, eşşek hırsızları..

Bir de Türkiye’yi az gelişmiş ülkelerden sayarlar işte kara eşşekten kara Mercedes’e… Daha ne yapalım yani?

Paylaş

CEVAP VER