BALIKLA TEDAVİ

0
1073

Balıkların büyük bir kısmı etlerden daha çabuk ve daha kolay hazmediliyor. Balık rejimine alışanlar yaşlanmaktan gelen hastalıkların çoğuna yakalanmayacaklardır. Balıkla beslenmek, balıkla tedavi edilmek bizim için hem İktisadî, hem de sıhhî bir kâr, yani iki taraflı bir hayat meselesidir.

Türk kıyılarında, göllerinde ve nehirlerin de mebzuliyetle yaşayan nefis balıklardan iştah açan bir porsiyon. Balık rejimi, çok yaşamak ve sıhhatli yaşamak imkânını etten fazla temin ediyor..

Türkiye’nin sahil memleketleri en çok ve bilhassa en nefis balıkların uğrağıdır. Yazık ki henüz denizlerimizdeki bu servetten ne milli ekonomi bakımından, ne de sıhhat ve afiyet noktasından kâfi derecede istifade edemiyoruz. Halkımız arasında balığa karşı garip ve âdeta marazı bir içtinap ve tiksinti bile duyanlar vardır. Denizden çıkan hiç bir mahlûku ağzına koymayanlar sahil halkı içinde dahi eksik değildir. Hele midye, istiridye, karides, ıstakoz vesaire gibi bir nevi deniz haşeresi sayılan mahlûkları hiç yemeyenlere sık sık tesadüf edilir. Balıklardan istifade etmemek her şahsın sıhhati için ehemmiyetli bir ziyan, hele denizden kâfi derecede müstefit olmamak millet namına büyük bir mahrumiyet addedilmelidir.

Balıkların gıda vasıfları itibarı ile etten üstün olduğuna inanmak için ihtiva ettikleri madenî unsurların küçük bir mukayesesini gözden geçirelim:

Sinirler ve bütün asabı cümle için lâzım ve faydalı bir madde olan fosfor ete nisbetle balıkta yüzde on beş derecesinde fazla bulunuyor. Kemiklerin teşekkülünde ve kuvvetlenmesinde çok müfit bir unsur olan Calcium ete nazaran balıkta yüzde on bir nisbetinde fazladır. Hücrelerimiz için bir nâzım vazifesi gören Magnesium un miktarı balıklarda yüzde iki derecesinde ziyadedir. İdrarı çoğaltmak hassasına sahip olan Potasium balıklarda dahi etlerde olduğu miktardadır. Fakat kanı tasfiye etmek hassasını haiz bulunan demir balıkta yüzde iki nisbetinde fazla bulunuyor. Bazıları etle beslenmenin kalori almak, maddî ve manevî kuvvet kazanmak bakımından üstünlüğünü sanırlar.

Meselâ atletler, sporcular, dimağları ile çalışanlar için eti zarurî sayarlar. Halbuki Japonlar gibi hemen hiç et yemeyen ve gıdalarının yarıdan fazlası balık olan milletlerin hem maddî kudret ve mukavemet noktasından, hem fikir hayatı itibarı ile ne kadar kabiliyetli ve sağlam olduklarını pek âlâ görüyoruz. Balıkların kıymetli gıdalardan sayılması etlerindeki albomin ve yağdan ileri geliyor. “Protéine” denen madde balıkta dahi etlerdeki derecede ise de balıklar “Acide urique” husule getirmekte etten hayli farklıdır ve bundan dolayıdır ki Şeker hastalığı, damla hastalığı gibi hele kırkını aşanlar için çok dikkat edilmesi lâzım gelen ârızalara karşı bir sigorta teşkil ederler. Balıkla tedavi ve tegaddide onların nevilerini, yağlı olup olmadıklarını, mevsimlerini, kolay hazmedilip edilmediklerini göz önünde bulundurmak lâzımdır.

Bir kısım balıklar umumî surette yağsız ve zayıftırlar. Şişmanlığa ihtiyacı olmayanlar, belki de biraz zayıflamak isteyenler için bu yağsız balıklar tavsiye edilebilir. Meselâ Alabalık, levrek, turna, dil balığı, mezgit veya meziyet denen lezzetli balık ve bir çeşit morina balığı bu nevidendirler. Biraz taze olmak şartı ile onlar hastalara da tavsiye edilebilirler.

Yağlı balıklara gelince: Uskumru, palamut, mevsimine göre kalkan, karagöz balığı, yılan balığı, som balığı, ringa, sazan ve kaya balıkları da bu kısma ayrılabilir. Bunlar fazla gıda almak, beslenmek, biraz et tutmak ihtiyacında olanlara tavsiye olunurlar. Ancak balıkların yağlı ve etli olmaları bazı mevsimlere göre de değişir ki bunu sahil memleket halkı, hele balıkçılar pek âlâ bilirler. Bilhassa balık rejimi her türlü ihtiyaca uyabilen mükemmel bir gıdadır.

Dr. F. R.

CEVAP VER