CİNAYET MELEĞİ; ŞARLOY KORDEY

0
1010
Scanned by Scan2Net

Şarlot Kordey, giyotine götürülürken gayet mesut idi. Vatanının selameti namına yaptığı cinayetten dolayı hiç pişmanlık hissetmemişti.

Yazan: Kadircan KAFLI (1942)

 

1793 senesiydi; Fransa ihtilâli dört seneden beri devam ediyordu; millî ideallerle aristokrasi ve hatta komünizm birbirinin boğazına atılmış çarpışıyordu. Kral On Altıncı Lui ve Kraliçe Mari Antuvanet başta olduğu halde binlerce seçilmiş vatandaş giyotin altında can vermişlerdi. Yer yer çıkan kargaşalıklar ve kavgalarda ölenlerin sayıları bilinmiyordu. Hudutlarda ihtilâl düşmanı Avrupa’nın taarruzlarına karşı çetin harpler oluyordu.

Birisini mahvetmek isteyenler onu ihtilâl mahkemesine kıralcı veya inkılâp düşmanı olarak jurnal ediyorlardı. Vaktiyle papaslık etmiş olanlar, aristokrat doğanlar, kuralcılardan biriyle konuşanlar, şurada burada hususî surette artık sulh ihtiyacını ileri sürenler, yığın yığın mahkemelere sürükleniyorlardı. Arada, alacaklıları ortadan kaldırmağa karar veren alçak borçlular, borçları ödenmeyen alçak alacaklılar, herhangi bir kadını heveslerine alet edemeyen namussuz erkekler fırsatı kaçırmıyorlar; kurban veriyorlardı. Unutulmuş kinler uyanıyordu; şuursuzca işleyen mahkemenin şuursuz cellâtları bin türlü entrikalara alet oluyorlardı. Hiç kimse yarın, hatta bir saat sonra giyotinle başı kesilmeyeceğine emin değildi. Bu hava içinde birtakım katiller, yağmacılar, ihtiras hastaları, canavar ruhlu insanlar bayram yapıyorlardı; fakat memleketi sevenler, kardeşliğin bir an evvel kurulmasını isteyenler, vicdanlı olanlar ıstırap çekiyorlardı.

“Montanyar” partisi Jironden partisinden bir baskınla memleket idaresini aldıktan sonra bu hava yaratılmıştı; inkılâbı yaratanlardan, memlekete pek lâzım olan kıymetli fikir, san’at, siyaset adamlarından birçokları öldürülüyordu. Mara’nın “Ha’k Dostu” ismindeki gazetesi hemen her gün ihtilâl düşmanlarının yeni bir üstesini neşrediyor; bunların başlarını istiyordu. İstediğini de çok zaman yaptırıyordu.

Scanned by Scan2Net
Şarlot Kordey Mara’yı öldürmek üzere Paris’e geldiği zaman genç ve güzel bir kızdı.

Normandiya’da henüz yirmi dört yaşında Şarlot Kordey isminde bir genç kız Fransa’nın ıstırabını kendi kalbinde bulanlardan biriydi; bütün cinayetlerin mes’ulü olarak Mara’yı kabul ediyordu. Jirondenler memlekette hak Ve adalete uygun bir idare kuracakları sırada şiddet taraftarı olanların yaptıkları ihtilâl onu fena halde sarsmıştı.

Şarlot Kordey’in tam ismi “Marie – Anne de Corday d’Armant”tı. 1768 senesi 27 Temmuzunda doğmuştu; ikisi oğlan üçü kız olan beşkardeşin dördüncüsüydü. Büyük trajedi şairi Komey’in kız kardeşinin torunuydu. İyi bir tahsil gördü; on iki yaşında annesini kaybetti. Orta tahsilini Kan’da bir manastırda yaptı. Korney, Plütark, Volter, filozof Raynal ve Russo’yu okudu. Vatanını gerçekten sevmeyi, halk sevgisini, kahramanlık mefhumunu, hak ve adaletin ne olduğunu öğrendi. “Cumhuriyet demek siyasette fazilettir” diyordu; halbuki Fransa’yı idare edenlerin birer canavardan farkları yoktu; faziletsizliklerin şaheserlerini yaratıyorlardı. Kendisini Fransız milletine bağışlamış görünüyordu. Evlenmek tavsiyesinde bulunanlara diyordu ki:

— Hürriyetimi asla feda etmeyeceğim; hiçbir zaman bana “madam” unvanını veremeyeceksiniz!

Bugon Longre isminde genç bir adamla mektuplaşıyordu; fakat bu sadece dostluktu; genç adam Şarlot’a felsefe ve edebiyat kitapları gönderiyor; onun siyasî terbiyesini hazırlıyordu.

Parist’e ve vilâyetlerde sürü sürü masumların boyunları vurulduğu sırada yazdığı bir mektupta şu satırlar vardı:

“Bu adamlar ki, bize hürriyet verdiklerini iddia ediyorlar, onu öl-dürdüler. Bunlar ancak cellâtlardır. Zavallı Fransamızın taliine ağlayalım.”

O cellâtları boğmak istiyordu; kendisinde buna kudret yoktu. O zaman cellâtların cellâdı Mara üzerinde durdu; o adam ki, her ağzını açışta kan istemiş, yazdığı her yazıda yeni idamlar lâzım geldiğini ilân etmişti.

Mara’nın soyu sopu da onu sinirlendiriyordu. O bir kozmopolitti: Alman İsviçresinde doğmuştu; aslı İspanyoldu. İngiltere’den hekimlik diploması almıştı; Artuva kontunun muhafız alayında hekimlik etmişti; birkaç eser yazmıştı; sonra gazeteciliğe başlamıştı. İhtilâl başlayınca canavar kesilmiş; sağa sola saldırmış; iki defa tevkif kararı verilmiş, fakat İngiltere’ye kaçmıştı. Üçüncü defa ise bir dostunun evinde saklanmıştı. Şimdi elli yaşında bulunuyordu.

Scanned by Scan2Net
Marat, aldığı derin yaranın tesiri ile cansız banyoya yığılmıştı.

Mara’nın inkılâp adına her gün istediği idamlar, kanun eliyle işlettiği cinayetler o kadar çoktu ki, bir gün mebuslardan Verniyo Millet Meclisinde onun gene ayni mevzu üzerinde söz söylemesi üzerine kendini tutamamış ve haykırmıştı:

—Bu yamyama bir bardak kan veriniz; susamış!

26 Şubat 1793 te Pariste bir kargaşalık olmuştu; birçok mağazalar, dükkânlar yağma edilmiş; yangınlar çıkarılmış, kan dökülmüştü. Bu mesele mecliste konuşulurken bir mebus kürsüye fırlamıştı:

—Nizamsızlığı ve cinayetleri teşvik eden adamı uzakta arıyoruz. Onlara kumanda eden, sivil harbin işaretini veren işte buradadır.

Diye bağırmıştı; Mara’yı göstermişti. Mara kürsüye koşmuş; hiddetten boğulan bir sesle haykırmıştı:

—Müstebidi kurtarmak isteyen bir başıbozuk, bugün aksi ihtilâl isteyen bir başıbozuk, içyüzünü açığa vurduğum için beni takip eden bir başıbozuk, beni itham için bağırıyor.

Mara daha söylemişti; bütün Jirondenlere saldırmıştı ve ertesi gün ihtilâl mahkemesine verilmişti. Neticede beraet kazanmış; adliye sarayından halkın elleri üstünde “Yaşasın Mara! Yaşasın halk dostu !” sesleri arasında caddelerden geçirilmişti. Zira ihtilâllerde çok zaman halkın şuuru işlemez; hisleriyle hareket eder.

İşte Mara kendi partisi tarafından iktidar ele alındığı zaman bütün bu hâdiselerin, senelerden beri tatmin edilmeyen ihtirasların tesiri altında bulunuyordu. “Umumun rahatını temin etmek için “260.000” kişinin kafasının giyotin altında kopmasını istediği öğreniliyordu.

Şarlot Kordey’in ıstırabı son dereceyi bulmuştu: “Fransa’yı Mara’dan kurtarmak için bir kadın elinin kâfi olduğuna inanmıştı; yeter ki bu kadın titremeyen bir kalp ve sarsılmayan bir ruh tarafından sevk edilsin!”

9 Temmuz 1793 te Paris’e hareket etmeden evvel babasına yazdığı mektupta İngiltere’ye gideceğinden, Fransa’da yaşamanın imkânsızlığından bahsediyordu; böylece asıl maksadını saklamış oluyordu.

Meb’us Barbaru’dan Paris’te mebus Loz Deperre’ye bir tavsiye mektubu almıştı. 11 Temmuzda Paris’e geldi; mebusun evini buldu; lâkin kendisiyle görüşemedi. Tekrar gitti; görüştü. Dahiliye Nazırı Gara ile konuşması için tavassutta bulunmayı kabul etti; nazır akşam için randevu verdi. Şarlot bıçağa sarılmadan evvel Normandiya’nın vaziyetini ve halkın ıstırabını nazıra anlatarak iyi netice almak istiyordu; fakat mebus Deperre bunun faydasızlığını anladı ve genç kız nazırla görüşmekten vazgeçti. “Fransızlara, kanun ve sulh düşkünlerine” bir beyanname yazdı. “Zavallı Fransızlar, dehşet ve ayrılık hoşunuza gidiyor mu? Bu cinayetlere, bu istibdada daha ne zamana kadar tahammül edeceksiniz? Yağma edilmiş harap Fransa’nın üstünde sizi boğazlıyorlar; istibdadı yerleştiriyorlar. Fransızlar, düşmanlarınızı tanıyorsunuz; kalkınız, yürüyünüz. Ey Fransa, senin rahatın, kanunun idamına bağlıdır. Mara’yı öldürürken asla kanunsuzluk yapmıyorum; o bütün dünya tarafından mahkûm edilmiştir ve kanun dışındadır. Hangi mahkeme beni muhakeme edecek? Ey vatanım, senin bahtsızlığın kalbimi parçalıyor, ölümüm kimseye bir şey kaybettirmeyecektir. Son nefesimin vatandaşlarıma faydalı olmasını istiyorum. İstiyorum ki, Paris’te gezdirilen başım kanun dostlarının birleşmesine işaret olsun; Montanyarlar kendi kayıplarının benim kanımla yazıldığım görsünler. Fransızlar, ben yolu gösterdim; düşmanlarınızı tanıyorsunuz. Kalkınız, yürüyünüz ve vurunuz!”

13 Temmuz sabahı altıda otelden çıktı; heyecanını bastırmak için Paîe Ruvayyal bahçesine gitti. Sekizde henüz dükkânını açan bir bıçakçıya uğradı; büyük bir mutfak bıçağı aldı; atkısının altına sakladı. Bir arabacıdan Mara’nın adresini öğrendi. Dokuzla on arasında Kordelye caddesinde 30 numaranın kapısında durdu. Kapıcı Mara’nın hasta olduğunu, kimseyi kabul etmediğini söyledi. Şarlot ısrar etmedi. Fakat bir saat sonra tekrar geldi, kapıcıya bir şey sormadan merdivenleri ‘çıktı. Mara ile “karısı imiş gibi” yaşayan Simon Evard’la karşılaştı. Kadın ona Mara’nın kimseyi kabul etmediğini söyledi; Şarlot zorladı; fayda görmedi ve oteline döndü. Oradan bir mektup yazdı : “Kan’dan geliyorum. Vatana karşı olan aşkınız, sizde onun aleyhindeki bir şebekeyi tanımak arzusunu uyandırmayacak mı? Cevabınızı bekliyorum.”

Saat yedi olduğu halde cevap gelmedi. Şarlot üçüncü defa Mara’nın evine gitti. Beyaz üzerine kül rengi çizgili, beli ve belden yukarısı dar, aşağısı çok bol ve çok uzun bir rop giymişti; omuzlarına gül rengi bir atkı almıştı; başında yüksek, siyah kokartlı üç yeşil şeritli şapka vardı. Mara’nın kapısını kapıcı açtı; Simon Evard da geldi ve sabahki sözleri tekrarladı; iki taraf arasında şiddetli bir çekişme oldu. Mara bu sırada banyosunun içinde çıplak olarak yazı yazıyordu; çünkü bir nevi egzama hastalığından mustaripti; suya girince ağrılar geçer gibi oluyordu; başka türlü kafası işlemiyordu. Dışarıdaki çekişmeyi, Şarlot’un sözlerini işitti; yanına getirilmesi için seslendi.

Genç kız ince uzun banyo odasına girdi; burası avluya bakan tek pencereden pek az aydınlık alıyordu.

Mara başına beyaz bez sarmış, omuzlarına beyaz ve büyük bir örtü almıştı; yanı başında küçücük bir masaya bir kalem, bir hokka; banyonun genişliğine uzatılmış olan tahtada kâğıtlar; ayakucunda Fransa haritası, karşıki rafta birkaç kitap vardı. Şarlot’a örme hasırlı bir iskemleyi gösterdi ve genç kız oturdu.

O canavar bu muydu? Uçları aşağı doğru olan iki iri göz, fikir adamlarına yakışmayacak kadar dar bir alın, uzunca bir burun, yayvan bir ağız ve az ağarmış siyah saçlar… Ruhuna uygun, bayağı ve yırtıcı bir yüz… Şarlot onu böyle görüyordu ve bu görüş onun kararını kuvvetlendirdi.

Mara en çok Kan’a çekilmiş olan on sekiz Jironden mebus hakkındaki sözlere ehemmiyet veriyor; onlar hakkında notlar alıyordu. En sonra dedi ki:

—Âlâ, onların kafalarını kestireceğim!

Genç kız için bu söz sanki bir işaret oldu. Bıçağı koynundan çekmesiyle Mara’nın göğsünün sol tarafına, sapına kadar sokması bir oldu.

—Bana gel aziz dost, bana gel!…

Diye bağırabildi ve başı düştü; yaradan kan fışkırdı. Evvelâ Simon Evard sonra kapıcı kadın, üçüncü olarak da iş için gelmiş olan gazete komisyoncusu içeri girdiler. Kadın dostunu canlandırmağa çalışıyordu; komisyoncu ise büyük bir hınçla genç kızın üstüne yürüdü; iskemleyi başına vurdu; yere attı ve yumrukladı.

Polis komiseri ve üç mebus, yetiştiler; ilk sorguyu yaptılar. Genç kız hapishaneye atıldı. Gece yansı Mara’nın evinde ölü ile yüz yüze getirildi. O zaman Şarlot korku titremesi geçirdi ve mırıldandı:

—Çok güzel! Evet, onu ben öldürdüm.

Robespiyer bu işte jironden’lerin parmağı olduğunu iddia ediyor; yeni idamlar için bulduğu bahaneyi kaçırmamak istiyordu. Millet Meclisinin 14 ve 15 Temmuz celseleri hararetli oldu. Şarlot için idamı az görenler vardı; “insan hayatının değerini bilmesi için !” işkence yapılması isteniyordu. İlk sorguyu yapan mebuslar raporlarını verdiler. Bunlar ya bir şebekeden yahut suç ortaklarından bahsediyorlardı. Zira bir genç kızın bu işi yapabileceğine akılları ermiyordu. Neticede Deperre ve Foşe de tevkif edildiler; ihtilâl mahkemesine verildiler. Genç kız bunu haber aldığı zaman çok üzüldü ve hayret etti.

Mahkemeye götürülürken sanki bütün Paris onu görmek için gelmişti. Gayet güzeldi; kibardı; derisinin altında kanın akışı görünüyor gibiydi; halk arasında hayranlık uyandırdı. Ona arkadaşlarının kim olduğunu söylemesi ihtar olundu. Cevap şu idi:…

CEVAP VER