EŞEĞİN TARİHİ: İnsanlar Bir Zaman Eşeğe Taparlar, Onu Takdis Ederlerdi.

0
267

Yazan: İbrahim Hakkı KONYALI (TAN, 1937)

İstanbul Belediyesinin yeni bir kararıyla eşeğin İstanbul sokaklarındaki hizmetine nihayet verildi. Şimdi bu uzun kulaklı mahlûklar İstanbul’un kenar ve kıyı mahallelerinde iş görecekler. İnsafsız sakanın, zalim satıcının ve yaramaz mahalle çocuğunun işkencesinden kurtulan eşekler belediyenin bu kararından sevinç duydular mı bilmem?

Yularını çeken yedi yaşında bir çocuk ta olsa mutavaattan çekinmeyen ve kocaman develere rehberlik etmekten de kuyruğunu kabartmayan bu mahlük, İstanbul sokaklarından tevazuyla çekilip gidecektir.

Eşek, tanrılık tahtından indirilmesini bile (Vurdumduymazlık) felsefesi ile karşılamıştı. Onun tarihi sabırla, halimle ve tevazuyla doludur. Açlık idmanında sessizce nallarını dikivermekle bile Nasreddin Hocanın mizah zincirine bir lokma eklemişti.

Eşek kutlu altın tahtlar zerinde kuruldu, uzun kulaklarını prens ve prenseslerin serpuşlarına süs olarak verdi, Sangaryos kenarlarındaki ve Faricya Salütaris’deki insanlar ona taptılar.

Eşeğin tarihi çok eskidir. Din kitaplarına göre, Nuh Yalvaç onun sesini Tufan gemisinde de işitmişti. Orta Asya’dan Batıya akan ve taşan insan sellerinin çadırları ve dağarcıklarını taşıyan kervanlarda eşeğin de minimini bir hizmeti vardır.

Fakat eşek en müsait iklimi Küçük Asya’da buldu ve en yüksek mertebeye bu topraklarda erdi. Ön ve öz Asya onun anayurdu olmuştur: Merzifonda serpildi, Friçyada gürbüzleşti, Krbrısta irileşti, Mısırda ağardı, Gördiyumda tanrılık tahtına oturdu. Onun kulağından çok uzun olan tarihi ve esatiri menkıbelerinden bir kaçını yazayım:

Friçyanın ilk hükümdarlarından olan Midas şarap ve neşe tarısı (Diyonizos) u yurduna kabul etmiş ve onun anıtını yaptırmaya çalışmıştı. Bu iyi karşılanmadan memnun olan Baküs, Midasa:

-Dile benden ne dilersen demişti. Friçyalı hükümdar bu şen ilâhtan her tuttuğunun altın olmasını istemişti. Fakat eline aldığı ekmek ve yemek lokmaları da altın olduğu için açlık ve ölüm tehlikesi geçirmeye başladı. Yeni tanrısından, bu nimetten affedilmesini istedi. Baküs ona:

-Paktol ırmağında yıkan, dedi. O vakitten beri denize dökülen bu nehirde altın zerreleri akar. Midas bir gün Anadolulu bir ilah olan Marsiyasın kavalını Apollo’nun lirlerine tercih etmişti. Canı sıkılan Apollon, Midasın kulaklarını eşekkulağına çevirdi. Midas başını sarar ve kulaklarını berberinden başka kimseye göstermezdi. Berbere de bu uzun kulakları kimseye söylememesi sıkı bir surette tenbih edilmişti. Berber geveze bir adamdı. Hükümdarın sırrını saklıyamadı. Bir çukur kazdı ve içine bağırdı:

-Midas’ın eşekkulakları var. O çukurdan yetişen sazlar rüzgâr estikçe berberin tev di ettiği sırrı bağırdılar:

-Midas’ın eşekkulakları var.

Diyonizos’un Yunanistanlı dalkavukları ve yardakları olan Satirler teke kuyruklu, nallı, at kulaklı kıllı bacaklı, keçiboynuzlu idiler. Usturelar tarihinde at denizin ve tatlı suların sembolü olduğu için satırlar at kulaklı tasvir ediliyorlar ve bu suretle tatlı subaşlarının perileri oldukları anlatılıyordu. Yarım tanrı sayılan Yunanlı satırlar çok ayyaş ve terbiyesizlerdi. Diyotizosun küçük Asyalı kadehdaşları ve esasen Etrüsklerin de tanrıları olan Silenler çok ağır başlı ve uzağı görebilen pınar perileri idiler.

İstikbalin sırlarını çözmek ve gizli şeyleri keşfetmek bakımından Silenler daima yanlarında birer eşekle tasvir edilmişlerdi. Eşek, zamanımızda dünyanın her köşesinde olduğu gibi o vakit Yunan topraklarında da hamakatin bir timsali olarak alay edilirdi. Fakat Friçyalılar onu; Asyalı reftare malik, açıkgözlü, vacip tavırlı ve makbul bir hayvan sayarlardı. Hatta ona gelecek günlerin, gizli hadiselerin perdelerini yırtmaya muktedir bir kudsiyet te atfedilirdi. Friçyalılar ona tanrılık arşi bile verdiler. Midas ta eşekkulaklı olarak tasvir eden esatiri menkibede, eşeğin müstakbel hâdiselerin esrarını çözecek bir fraset ve keramete mazhar oluşundan doğmuştu.

Eşek uzun ahizeIeriyle muhiti ve hattâ istikbali dinlediği için onu takdis eden Friçyalılar da serpuşlarına onun kulaklarını takarlardı. Eski Yunanilerin millî serpuşlarında ve miğferlerinde iki keçiboynuzu bulunurdu. Büyük İskenderin bile serpuşu iki boynuzlu olduğu için ona Kur’an Zülkarneyn demişti. Satırlardan geçen bu boynuzlar kudret ve kuvveti temsil ederdi, Hâlbuki bugün (boynuzluluk) ve (eşek kulaklılık) pek ağır bir vasıftır. Dini inkılaplarda putperestlikleri yıkarken onların takdis ettiklerini de kötülemişler ve küçüklemişlerdir. Baykuş Yunanlıların baş ilahi olan Zevs’in mukaddes bir timsali idi. Yeni dinler baykuşu fena gösterdiler, Eşek te Sibel dininin takdis ettiği bir mahlaktu. Diğer dinler gelince, onu kötülediler ve tahtından attılar. Bazı dinler cehennem zebanilerinin sesini eşek sesine benzettiler. Boynuz mukaddisti. Yeni insanlar bunu pek ağır bir yük sayıyorlar.

Eşeğin mukaddes oluşu, yalnız usture tarihlerinin bize kadar yetiştirdiği bir efsane değildir. Onu işittiren eserler de vardır. İstanbul asariatika müzesinin 16 ncı salonunda kapı ağzında 3302 numara ile teşhir edilen Karyatit şeklindeki mermer Atis heykelinin başında eşekkulaklı bir serpuş vardır. Friçyalıların yer tanrısı (Sibel) in âşığı daha doğrusu maşuku olan bu genç ve ilâhi çoban başındaki serpuşta mukaddes kulakları taşımaktadır. Heykel Edincikte eski Kizik harabelerinde bulunmuştur.

CEVAP VER