VAHŞİLER: SEVDİKLERİ İNSANLARA HEDİYE OLARAK NİÇİN NAKIŞLI KAFATASI VERİYORLAR? KUŞ DANSI

0
71

Yeni Kine (Yeni Gine) adasında yaşayan vahşi insanların diyarını ziyaret eden Avrupalı seyyahlar, ne meraklı hatıralar anlatıyorlar. Elan taş devrini yaşayan Papua halkı, bizim için çok garip ve bazen korkunç bir elemdir. Yeni Kine’de Papua’nın merkezi olan (Moresbi) de oturan bu yerli, vahşî insanların teşkil ettikleri kabileye Alert kebilesi ismi verilir. Tayyare ile Amerika’dan Yeni Kine’ye giden bir seyyah, buradaki vahşilere ait hatıralarını şöyle anlatıyor:

“Dostum Doktor Jakop Jestonun müteaddit davet ve ısrarları üzerine ben de Yeni Kine adasındaki (Papua) yı ziyaret etmekten kendimi alamadım. Elan taş devrini yaşayan bura halkı hakkındaki garabetleri Doktor yaza yaza bitiremiyordu, Bu seyahat için bana refakat eden tayyareci (Dagori) ile birlikte (New York) un 45 kilometre cenubundaki evimiz civarından havalandık.

Pek uzun ve yorucu bir seyahatten sonra nihayet Yeni Kineye gelmiştik. Tayyaremiz (Papua ) nın merkezi olan (Moresbi) ye güzel bir süzülüşle indi. Doktor Jakop bizi sevinçle karşıladı.

Kollarını açıp kucaklayarak:

— Hoş geldiniz. Geldiğinize ne iyi ettiniz. Burada çok enteresan şeyler göreceksiniz dedi.

Tayyaremiz büyük bir gürültü ile inerken korkudan kaçışan yerliler yavaş yavaş sokulmağa başlamışlardı. Bu acayip kıyafetli insanları görünce, Doktora:

— Haklısınız Doktor, buralarının çok enteresan olduğu etrafımızdaki insanlardan belli. O esnada bize çok yaklaşmış bulunan yarı çıplak üç kadının fotoğraflarını almak isteyen tayyareci Dagoriye, Doktor:

— İyi bir poz olacak azizim. Ben şimdi kendilerine yerli lisan ile söylerim. Korkup kaçmasınlar. Bu kadınlar (Alert) kabilesine mensupturlar. Beyaz insana çabuk alışırlar, dedi.

Doktor haklı idi. Kadınlar hakikaten (Dagori) ye çok güzel poz verdiler.

Doktorun evi beş yüz metre kadar ilerde bulunuyordu. O tarafa doğru yürürken Doktor anlatmağa başladı.

— Pekâlâ bilirsiniz ki, on dört senedir bu havalide yaşıyorum. Kırk elli seneden beri sahil taraflarında yaşayan bu yerli halk beyazlara karşı düşmanlığı bırakmıştır. Buna da sebep şeker kamışı vesair mahsulâtlarını almak için beyaz insanların çok sık gelmeleri ve bu yüzden kendilerinin de istifade etmesidir. Uzun yolculuk bizi çok yormuştu, Yemeğimizi yarı uyur bir halde yedik ve derhal Doktorun hazırladığı yataklarımıza yattık. On saatlik bir uykudan sonra ertesi sabah tam bir sıhhat ve neşe içinde uyandık. İlk işimiz tayyaremizi muayene etmek oldu. Çelik kanatlı kuşumuzun yanına gelince etrafını birçok yerliler sarmış olduğunu gördük. Dagori motor ve pervaneyi okşamak kadar cesaret gösteren bir Alertli kadının fotoğrafını çekmekten kendini alamadı. O esnada bir yerli koşa koşa yanımıza geldi. Doktorun önünde diz çökerek ellerini omuzlarına koydu. Yerli âdetince onu selamlayarak telaşlı telaşlı bir şeyler anlattı. Yerli uzaklaşınca Doktor bize:

— İşte size enteresan bir gün. Misafir geldiğinizi işiten (Hanuabada) kabilesi reisi bütün efradı ile size, hoş geldiniz demeğe geliyormuş. Bu görülecek bir şeydir.

Üç saat kadar sonra orman cihetinden garip bir takım çalgılar ve gürültüler duyulmağa başladı. Biraz sonra acayip şekilde giyinmiş dört yüz kadar yerlinin, başları tüylü iki adamın etrafında raks ederek bize doğru geldikleri görüldü. Biz Doktorun evinin kapısı önünde ayakta onları bekliyorduk. Nihayet bu kalabalık, evin önüne geldi. İçlerinden başları büyük ve renkli tüylerle süslenmiş ikisi ayrılarak bize doğru geldiler. Kesik yanaklı ve korkunç yüzlü yerli benim omuzlarımı tutarak başını yüzüme yaklaştırdı ve burnunu burnuma hızlı hızlı sürttü. Yerli lisaniyle bir şeyler mırıldanarak beni bıraktı, Dagoriye de aynı hareketi yaptı. Bu iş ikinci tüylü yerli tarafından da tekrarlandı. Bunu müteakip dönüp arkadaşlarının yanlarına gittiler. Biz hayret çinide idik. Doktor:

— Bu yerlilere mahsus bir nevi selâm ve hoş geldiniz demektir. Diye hayretimizi izaleye çalıştı.

Şimdi rakslar başlamıştı. Altı yedi tane kadar davula benzer bir nevi çalgı ile bir o kadar da uzun kamıştan yapılmış düdükler oynak fakat yeknesak bir hava tutturdular başı tüylü reis ortada kabilesi etrafında olmak üzere oynamağa başladılar, Doktor anlattı:

— Bu kuş dansıdır. Bu oyunu ya bir muharebe galibiyetinde veya bir şerefli günde oynarlar. Benim misafirim olmanız itibariyle size büyük bir ehemmiyet atfediyorlar.

Dans tam dokuz saat sürdü. Bıkmadan yorulmadan, acıkmadan tepindiler. Güneş altında aç ve susuz oturup geldik. Çünkü Doktor, oyun ile alâkadar olmamanın büyük bir hakaret olduğunu söylemişti.

Artık gidiyorlardı. Reisler tekrar yanımıza geldiler. Yine burun buruna sürüştük. Bu iş bitince beş adım geri çekildiler. Yerliler arasından birisi bize doğru ilerledi. İki eli arasındaki boyalı ve yuvarlak bir şeyi hürmetle öperek bana verdi. Bunu müteakip bağrışarak çalgılarını çalarak uzaklaşıp gittiler. Onlar gittikten sonra kucağımdaki şeye dikkatle bakınca bunun bir ölü kafası olduğunu hayretle gördüm. Bu kafa beyaz ve siyah boya ile işlenmiş idi. Hayretimi gören Doktor izah etti.

— Yerliler ölümlerinden sonra sevdiklerinin kafaları üzerine böyle nakışlar yaparak, mukaddes bir hatıra olmak üzere saklarlar. Öldürdükleri düşmanlarının kafalarını da yine nakışlatarak iftihar makamında yanlarında taşır ve hürmet ettiklerine hediye verirler. İşte size hediye verilen bu resimli kafada (Hanuabada) reisinin düşmanlarından birisinin kafasıdır. Size çok hürmet ettiği için bir hatıra olarak verdi, dedi.

Büyük Gazete, 1934. Yazan: Faruk Kazım

Paylaş

CEVAP VER