1934’TE DÜNYA KOMİKLERİ MÜSABAKASI YAPILDI: ŞARLO YOKTU

0
512
Scanned by Scan2Net

Şehzadebaşı’nda; CİHAN KOMİKLERİ Müsabakası Yapıldı! Fakat Arada Şarlo Yoktu…

Tiyatronun, dönüp dolaşıp ta ideal tulûat sahnesinde karar kılmayacağını kim temin edebilir?

Bize kalırsa hiç kimse…

Scanned by Scan2Net

Dar kafalı bir muharririn kötü piyesinde rol alan aktörün hali ne yürekler acısıdır! Beyninden tırnaklarının ucuna kadar başka bir şuura perçinlenmiş olan bu talihsiz adamı, ağlatan da, söyleten de, yürüten de kendisi değildir. O, bütün sanat heyecanlarını -eciş bücüş te olsa- gösterilen kalıba sokacaktır. Piyeste yeri olmadan gözünü kırpanın vay haline!

Kalıba giren heyecanın, dişleri sökülmüş bir sirk arslanından ne farkı olur! Seyircilerin tüyleri diken diken bile olsa, bu ürperişten kafes ardındaki miskin mahlûkun hissesine düşen nedir? Bir sanatkâr ki, heyecanının istikametini bile başkaları tayin eder, bu adamdan mensup olduğu sanat şubesi hesabına nasıl bir inkılâp beklenebilir! Tiyatro, zincirlerini paralarsa, sahnesinde buluşan asıl sanatkârlar, piyesin istikametini bizzat kendileri verirler. Ama diyeceksiniz ki, o zaman bu iş tiyatro olmaz, bizzat hayat olur. Ne bilirsiniz, belki de tulûat olur!

Yorucu bir günün akşamında, mutlaka neşelenmek için, en teminatlı yer tulûat tiyatrolarıdır. Bir konser, başınızı dinlendireceği yerde sizi sinirlendirebilir. Ciddî bir piyesin birçok taraflarına öfkelenebilirsiniz. En uyutucu sandığınız bir konferans, hatta bütün gece, uykunuzu kaçırabilir. Sinemada, gözlerinizi bozmaktan başka işi olmayan birtakım saçmalıklar bulabilirsiniz; fakat tulûat tiyatrolarında sizi kapıdaki ilânlarından, kantocu kızlarına kadar hangi şey eğlendirmez. Hiçbir tarafa bakmayıp ta, seyircilerinin payansız neşelerine bile dalsanız kifayet eder.

“— Efendim, iyi söylüyorsunuz, hoş söylüyorsunuz ama oralarda pek açık saçık şeyler konuşuluyormuş.” Eğer sizde, böyle söyleyenlerdenseniz, sinemalara gittiğiniz yok galiba, Bu yakınlarda Şehir Tiyatrosu operetlerine hiç buyurmadınız anlaşılan. Sizi temin ederim ki, bazen bir danslı çayda görüp işittiklerinizi, sanatkâr Naşit Bey ağzına bile almaz, komik Dümbüllü İsmail Efendi duysa kulaklarını tıkar.

Şimdi, bu “letaif”i, burada keserek, evvelki akşam tulûatçılar arasındaki “Cihan komikleri müsabakası”nda neler gördüklerimizi anlatalım:

Şehzadebaşında kapıdaki, allı morlu ilânlarda, cihan, komiklerinin isimlerde resimleri var: Naşit Bey, İsmail Efendi, Fahri Bey, Şevki Bey. Allah Allah; cihanda başka komik yok mu, haydi bilmediklerimizi bir tarafa bırakalım, şu meşhur Şarlo da mı komik değil…

Scanned by Scan2Net

Naşit Bey:

—Efendim, günlerce gazetelere ilân verdik. Duvarlara yaftalar astık. Holivut sokaklarında davul zurna çaldıracak değildik ya. Kalkıp gelseydi…

diyor.. Haklı tabiî. Her şampiyonluk müsabakasında girenler kazanır. Ama, Şarlo İstanbul’a kadar gelirse manasız olurmuş, kazansa da eline ne geçermiş.. Dümbüllü İsmail Efendi:

—İki gözüm burasını da biz düşünecek değiliz a…

diyor.

Peki, farzımuhal olarak, Şarlo bu ilânları işitse, aklına esip gelseydi, bizimkilerin hali nice olurdu? Ya halkı daha çok güldürüp te birinciliği Şarlo alsaydı.

Fahri Bey:

—Buraya kadar kalkıp gelen akılsızın haline gülünmez, ağlanır. İmkânı yok kazanamazdı!

diyor.

Görüyorsunuz ya, bizim komiklerin, rakiplerinden hiç te pervası yok; hep bir ağızdan:

—Hodri meydan, buyursun! diyorlar.

Sahneye dışından bakılırsa, müsabaka şu oyunla yapılıyor: Naşit Bey, İstanbul’a bir hemşerisinin kızını almaya gelen bir Anadolu köylüsüdür; fakat ne hemşerisini, ne de kızı tanıyor. Bir tavsiye ile İstanbul’a kadar gelmiş. Kayınpederine kendisini, kuşağındaki mendilde tanıtacak. Kıza gelince, İstanbul’da bir delikanlı ile (o gece rol icabı olarak tulûatçıların meşhur Jön prömiyesi Tevfik Beyle) aşıkdaşlık etmektedir. Bu delikanlı, sevgilisini Naşit Beyin elinden kurtarmak için bir çare düşünüyor, emrazı akliye ve asabiye mütehassısı geçinen bir doktorla (bu doktor da komik Fahri Beydir) uyuşuyor. Sahte doktorun hususî bir de tımarhanesi vardır. Naşit Beyi delilerin arasına hapsediyor. Sonunda bermutat hakikat meydana çıkıyor. Delikanlı:

— Ben bu kızı bir kere aldım, istersen şimdi de sen al! deyince, Naşit Bey:

— Allah mübarek etsin!

deyip sevdalıları el ele veriyor, sahte doktorun da kafasına vura vura:

—Eğer, bu memleketteki bütün doktorlar senin gibi olsaydı, bu milletin hali ne olurdu!

derken, perde kapanıyor. İşte bu fasıllar arasında, sahte doktorun uşağı İsmail Beyle, Şevki, Naşit ve Fahri Beyler arasındaki karşılıklı konuşmalar halkı katılta katılta güldürüyor.

Sahnenin içine gelince, bütün oynayanlar da, suflör deliğine bağlı olmamanın verdiği keyif ve neşe içinde, adamakıllı eğlendiler; o kadar ki, saatin 11 e gelmesi hepsinin canını sıktı ve koskoca “Cihan komikleri müsabakası”nı üç kısa perdenin içine sığdırmaya mecbur kaldılar.

Neticeye gelince. Tiyatroyu kapılarına kadar dolduran seyircilerden bir tanesi bile, bunu merak etmedi. Hangisi kazanmış? Bunu düşünmeğe lüzum mu var! Saatleri o kadar coşkun kahkahalar arasında geçti ki, böyle bir yarış yapıldığının farkında bile olmadılar. Seyirciler değil, bizzat oyuncular da bunu unutmuşlardı:

—Kim kazandı?

diye soracak oldum:

—Vallahi, hasılatı daha taksim edilmedi, dediler, kimin kazandığı o zaman belli olur!

Paylaş

CEVAP VER