BİZDE AKTÖR NASIL YETİŞİR: MÜNİR ÖZKUL 1955

0
260

Münir Özkul’un Sahnelere ayak bastığı yıllar:

(panorama, 1955)

Bakırköyünde mütevazı bir ailenin biricik çocuğu. Henüz 14 yaşlarında —yıl 1938—. Bir defa Naşidi, bir defa Hazımı seyretmiş, hayal meyal hatırlıyor. En ziyade Raşit Rıza hâfızasında. Defalarla seyretmiş onu. Fakat üzerinde asıl tesir, gösterenler, filmler. Bilhassa Fransız filmleri. Çok küçükken gördüğü filmleri bile hatırlıyor. Orta mektepte talebedir. Psikolojik sınıflamada zayıf ve hassas mizaçlar grubuna girer. Kavgadan, oyundan, arkadaşlardan kaçıyor, mektebi sevmiyor ve içkiye başlıyor. Hep bir eksiklik, bir küçüklük duygusu var: içinde. İçince aslan kesiliyor. Ve tabii içiyor.

Günün birinde Bakırköy Halkevi temsil kolu kuruluyor. Çekingen çocuk ezile büzüle bir ahbabının vasıtasıyla müteşebbislerin yanına sokuluyor. “Mahcuplar” da hafif taklitle “uşak” rolünde sahneye ilk adımını atıyor. Çok da iyi, ediyor. Şehir Tiyatrosundan Turhan Göker, o zaman Halkevinde rejisörmüş, onunla çalışıyor. “Beklenen şarkı” filminin senaristi Sadık Şendil de oradaymış o zaman. Birlikte çalışıyorlar ve Münir, sahneye bağlanıyor. Seyirci takdiri, amatör heyecanı tatlı bir enjeksiyon yapıyor ona.

Birkaç yıl geçiyor, işine gücüne gidenler oluyor ve dostlarla da yollar bir bir ayrılıyor. 1948 e kadar çekiliyor sahneden Münir. Hayatını kazanmak, bir iş yapmış olmak için ötede beride çalışıyor. Fakat arkadaşlarının bir kısmı profesyonel sahnelere geçmişlerdi bile. O da geçecek ama güveni yok kendine. Dostlardan Allah razı olsun! Behzat Butak’ın pastanesinde çalışan bir arkadaşı onu Muhsin Ertuğrul’la tanıştırmaya azmediyor. Var olsun böyle dostlar. Randevu alınıyor. Bir Pazartesi Münir-Muhsin mülâkatı yapılacaktır. Fakat Pazar günü çat kapı Münir’in evine Ses Tiyatrosundan biri geliyor. Ses’in sahibi, Münir’i acele istermiş. Atlatmaya kalkıyor, nafile. Adam Nuh diyor, peygamber demiyor. Apar-topar iniyorlar İstanbul’a. Tiyatronun sahibi kabul etmesin diye Münir, o gün için pahalı sayılan bir ücret ister. Pazarlık ederler. Münir oralı olmaz. Fakat birdenbire razı oluvermez mi seninki? Münir’in istediği parayı vermiştir. Bu suretle amatörlükten ve bir o kadar da muhtelif işlerde çalıştıktan sonra Münir Özkul, Ses Tiyatrosunda halkın karşısına çıkar. İsmi cismi meçhul delikanlı döktürdüğü rollerle parlamağa başlar. Kulaktan kulağa bir Münir lafıdır yayılır. Sahne böyledir: Kendisini sevenleri, kendi yaradılışına uygun olanları sivriltir, ne idüğü belirsiz heveslerle üstünde boy göstermeye kalkışan bobstil delikanlı ve züppe hanımcıkları da silkeleyip atar.

Yaş 23 ü bulmuş, evlenmiştir. —Şehir Tiyatrosuna girseydi belki daha halâ uşak rollerine çıkardı.— Hâlbuki istikbali garanti olmamakla beraber Ses’te kendini tanıtmıştı. İşi tuluatçılığa dökerek yazın Tepebaşı Bahçesinde skeçler yapıyordu. İçkide berdevamdı. Bahçe patronları ile çekişiyor, fakir tiyatro arkadaşlarının işten çıkarılmasına sinirlenerek mütemadiyen kavga ediyordu. Mücadele, münakaşa, salaş salaş dolaşıp beş on kuruş için didinmek ona haklı olarak ağır geliyordu. O, bu işin esnaflığı için yaratılmamıştı. Neticede kendi de açıkta kaldı. Bugün alkış, kıyamet onu tebrik edenler ertesi gün unutmuşlardı. Nihayet 1951 geldi çattı ve Küçük Sahne kuruldu. Kadroyu Sami Ayanoğlu hazırlıyordu. Münir, “Fareler ve insanlar” la işe başladı. Güzel piyes, güzel arkadaşlar, güzel sahne. Mesut başlangıç.

Onu takip eden sezonda “Yarıs” ta rol aldı. “Karakolda” piyesiyle varlığını kabul ettirdi. “Tululatçı olmak” kompleksi içinde kıvranıyor ve diğer arkadaşlarıyla pek bağdaşamıyor, boyuna içiyordu. “Karısık iş” piyesindeki rolünü hiç prova etmeden ve fitil gibi sarhoş vaziyette oynadı. Muhsin Ertuğrul, bu büyük tiyatro adamı, andaki cevheri sezmeseydi derhal kapıyı gösterirdi. Ama itimadı vardı. Er geç içkiyi terk edeceğine inanıyordu. Yanılmadı. “Arpa ambarı”, “Ziyafet”, “Dünkü çocuk”, “Yaz bekârı” ve “Oyun olmasaydı” da Münir, birinci sınıf bir komedyen olarak karşımıza dikildi. Sizi avucunun içine alıyor ve saatlerce kendine hayran bıraktırıyordu. “Hamlet” ve “Nasıl isterseniz” piyeslerinde Şekspir oynamakta da anadan doğma tecrübeli ve usta olduğunu gösterdi. Konservatuarı anasının karnında bitirmişti. Onu alkışlayıp, “büyük sanatçı” diyenlere bir sözümüz var: “O sanatçı oraya itabında en âdi mücadelelere bile girişerek gelmiştir. Ancak Devlet Konservatuarından yetişenler normal bir yol takip ederler. Onun dışındakiler uğraşmaktadırlar, sinirleri, sıhhatleri pahasına sanatçı olabilmektedir. Patronlardan başka bir de eleştirici (münekkid) denilen parazitlerle uğraşmak zorundadırlar. Hâsılı acınacak durumda…»

— Ciddî çalışmak istiyorum artık.

— Ne gibi Münir?

— Anlayarak, bilerek, öğrenerek tiyatro yapmak fikrindeyim. Müptediler gibi mimik, diksiyon, deklâmasyon ve Türkçe dersleri alacağım. Sonra da bir piyesi tahlil edebilecek hale gelmeye çalışacağım. Hayatıma da bir çekidüzen vermek niyetindeyim. Marazi korku ve endişelerden kurtulmak için psikanaliz yaptırıyorum. Hem ruhumu, hem vücudumu tedavi edeceğim.

— Mesela?..

— Spor yapıyorum. Lobut, gülle, halter, barfiks çalışmaları ve ruh doktorlarının tavsiyeleri. Artık eskisi gibi evhama pek kapılmıyorum. Vücudumu hamlıktan kurtaracağım.

— “Oyun olmasaydı” da pekala başının üstünde durabiliyordun.

— Son provaya kadar duramamıştım halbuki.

— İlk temsil ilham geldi!

— Öyle oldu. İlk temsil gecesi rüyada gibi oynuyor zaten insan. Heyecanla bütün varını yoğunu ortaya koyuyor.

— Herkesle oynayabilir misin?

— Çok kabiliyetsiz olmamak şartıyla, evet.

— Tuluat yapar mısın?

— Kat’iyen.

— Küçük Sahne’de mırıldanarak da konuşsan, sesin duyuluyor. Daha büyük salonlarda sesini yükseltmek istediğin zaman sempatin bozulmasın sakın?

— Hiç zannetmem. Tecrübesini yaptık.

— Aşk var mı, aşk?

— Aşk olmadan meşk olur mu? Biz de sevdik. Cihan âlem duydu bunu. Allahtan, çabuk toparlandım.

Münir’le arkadaş olmuştum. Onunla konuştuktan sonra vazgeçilmez bir dost olduğu görülüyor. Film çevirecek, ticaret yapacak ve sahneye çıkacak. Çevirdiği filmlerden memnun değil. Perde – sahne tercihi hususunda klâsik değil. İkisini de seviyor. Gelecek yıl, galiba onu dram oynarken göreceğiz. Ona başarılar, seyircilere mutlu tiyatro sezonları dileriz.

RÖPORTAJCI

Paylaş

CEVAP VER