ÇOLPAN İLHAN: 1959 senesinin en şöhretli kadın sinema yıldızı. “Ben flört etmeyi çok çirkin bulurum”

0
125

23 yaşındaki aktris “Ben Türk filmciliğine ince, Avrupai kadın tipini getirip sinemanızı tombul kadınlardan kurtardım” diyor.

“Flört mü dediniz? Ben hiç flört etmedim ve etmem. Çünkü flörtü namuslu bir hareket olarak görmüyorum. Niçin flört edeyim? Münir Özkul mu? Onunla iki sene nişanlı kaldım. Geçen yıl bu aylarda ayrıldık.

zengin bir kütüphane. Kitapları süs olsun diye almamış, hepsini okumuş ve hazmetmiş bir kadın artist. Eski elyazmalarından, lügatlar, ansiklopedilerden, Yunan ve Roma klasiklerinden zamanımızın en yeni ve en ileri yazarlarının bütün eserlerine varıncaya kadar binlerce ciltlik muazzam bir kitaplık.

Çolpan İlhan’ın evi, birçok yerli film ve tiyatro artistlerinin evlerinden farklı olarak döşenmiş. Hele alaturka okuyucuların hiç birinde bu yerli ve ileri zevke tesadüf etmedim. Eşyalarının pahalılığı ile iftihar eden çok cahil artistler gördüğümüz için lise ve akademi tahsili yapmanın bir Türk kadın artistine neler kazandırdığını daha iyi mukayese edebildim. Yanımızda, Çolpan İlhan’ın Kandilli Kız Lisesinden arkadaşı olan Şüküfe Görgen var. 1952-53 yıllarında lisenin yatakhanesinde karyolaları baş başaymış. Birbirlerini altı yedi yıldır görmemenin acısını çıkarmak ister gibi muhabbetle konuştular. Çocukluk, ilk gençlik devrinin şakalarını, latifelerini yaptılar, gülüştüler, konuştular. O zamanlar sınıfta, kendi aralarında gizli reyle “mektep kraliçesi” seçerlermiş. Çolpan hep başkalarını seçermiş; kendinden başka herkese rey verirmiş. O zamanın güzel kızları şimdi şişman birer anne olmuşlar. Fakat Çolpan hiç göze çarpmazmış.

Yahu, benim böyle olacağım hiç aklına gelir miydi? Çok değişmiş miyim Şüküfe? Allah aşkına söyle! Diyen Çolpan ilhan tam anlamıyla Avrupalı bir artist gibi uzun boylu, ince, modern ölçülere uygun bir vücuda ve asıl önemlisi Garplı bir zihniyete sahip. Hareketleri, davranışları, konuşması gayet samimi. Üç saatlik sohbetimiz esnasında yapmacık, suni bayağı hiçbir hareketini görmedim.

Hele köpeğine ve kedisine verdiği isimlerin manası: Kedisine “Rezil” köpeğine “Velet” adını takmış! İnsanlar arasındaki bunca kavgaya, dövüşe hep “kedi ile köpek gibi birbirlerini yiyorlar” deriz ya? Bunu diyenler gelsinler de Çolpan İlhan’ın kedisiyle köpeğini görsünler! Biz konuşurken onlar yarım saatten fazla o kadar dostane, o kadar sevgiyle oynaşıp şakalaştılar ki, imrendim doğrusu! Çolpan İlhan’ın temiz kalbi, pırlanta ruhu, terbiye ettiği hayvanlarına bile geçmiş.

Çolpan ilhan 1936 da İzmir’de, Karşıyaka’da doğmuş, Babası kaymakam olduğu için Anadolu’nun birçok yerlerini gezmişler. İlk, orta ve liseden sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde resim bölümüne girmiş. Avni Çelebi’nin atölyesinden çıkmış. Lisede resim öğretmeni onun yaptığı resimleri beğenmezmiş, ama bu hal Çolpan’ın Akademi de başarı kazanmasına engel olmamış. Sinemaya geçişi Şakir Sırmalı vasıtasıyla olmuş. Akademi öğrencilerinin “Antigone” temsilini seyreden Şakir Sırmalı 1956 da “Kamelyalı Kadın” filmini çevirmek için Çolpan İlhan’ı davet etmiş. Başlangıç çok müsait olmuş ve Çolpan 3 yılda dokuz film çevirmiş: Kamelyalı Kadın, Ak Altın, Şeytan Mayası, Yaşamak Hakkımdır, Bir Şoförün Gizli Defteri, Asi Evlat, Hayatım Sana Feda, Zümrüt… Rejisör Lütfi Akat’ın idaresinde “Yalnızlar Rıhtımı’nı çeviriyor.

Çolpan ilhan filmlerinden hayli yüksek ücret almasına, iyi para kazanmasına rağmen pahalılıktan şikâyet ediyor, “Kazandığım para yetmiyor!” diyor: Bütün filmlerinin dublajını da kendisi yapıyor. En büyük derdi Türk filmciliğini devletin himaye etmemesi… Biz “Yerli filmlerden daha az vergi alınıyor” dediğimiz zaman:

“Öyle ama kâfi değil, bu” dedi. “Devlet, filmciliği bir döviz kaynağı olarak ele almalı. Yabancı filmlerin ithali şimdi üç misli daha pahalıya mal oluyor. Sonra, biliyorsunuz, dünyada filim sayısı bakımından ikinci geliyoruz, Eğer kalite bakımından da yüksek eser verebilirsek dışarıya ihraç edeceğimiz filmlerimiz bize milyonlarca lira döviz temin eder. Bunun için, her şeyden önce devletin yardım etmesi, stüdyolar, platolar kurması, sinema endüstrisi için gerekli malzemeyi getirtmesi, bu işi devletleştirmesi lazımdır. Bunu yapmadığı takdirde sinema malzemesine az gümrük vergisi koymak, iyi ve faydalı filmler yapmayı teşvik için ödüller, mükâfatlar, bazı filmleri hiç vergi almadan oynatmak dokümanter ve öğretici film janrını açmak için teşebbüsler ve faaliyetlerde bulunmak, her sinemayı belli bir nispette Türk filmi göstermeye mecbur tutmak, filmlerdeki sansür usullünü ve asırlık mevzuatı kaldırmak gibi memleketin her sınıf halkını ilgilendiren sinema sanayiini inkişaf ettirecek tedbirler alabilir. Bugün Türk sineması yüzünden on binlerce aile, yüz binlerce insan geçinmekte, memleket halkının büyük çoğunluğunun kültür, eğlence ve öğrenme temayülünü filmler karşılamaktadır.

Bu sırada içeri Çolpan İlhan’ın hizmetçisi girdi:

“— Hanımefendi, sizi telefondan istiyorlar.” dedi.

“— Bir dakika müsaade!” diyerek kalkan Çolpan biraz sonra döndü:

“— Bir kız telefon ediyor, ‘Canım ablacığım bana bir fotoğrafını gönder’ diyerek adresini veriyor. Dur, şuraya not edeyim!

Yazıhanesine geçti, adresi yazdı. Yanımıza geldi. Sigarasını aynen “Zümrüt”, filmindeki gibi yaktı:

“— Ah bilseniz, her gün telefonum hiç durmuyor. Hemen yüzde doksanı fotoğrafımı istiyor; imzalı fotoğraf. Resim parası vermeye yetişemiyorum. Avrupa’da artistler para ile yollarmış. Bizde henüz böyle bir adet yok. İflas edeceğim vallahi! On bin tane resmim olsa yetmeyecek…

Çolpan İlhan’ın kuvvetli resim kültürü var. Avrupalı ressamlardan Goya, Utrillo’yu seviyor. Müzisyenlerden Beethoven ve Bach… Konuşmamızda lafı dönüp dolaştırıp evlenme konusuna getirdi:

“— Fikret’le tam evlenecektik. Sivas’tan çağırdılar. İzni bitmişti, gitti. Kardeş, iki sene de çok uzun geliyor bana. İstanbul’a nakledebilse ne iyi olacak. Her akşam Sivas’tan bana telefon ediyor: “Çok uzun geliyor, bu günlere tahammül edemiyorum.” Sonra “Bari sen gel de burada evlenme merasimini yapalım.” diyor. Ben de acele etmiyorum, fakat!”

Çolpan ilhan bol bol sigara içiyor. Buna film hayatında alışmış. Geceleyin hiçbir yere çıkmıyor. Sadece Oda Tiyatrosunda rolü olduğu zaman tiyatroya gidiyor, içki sevmiyor.

Bir gün, beğenmediği bir filmine kara gözlükler takıp, film başladıktan sonra girmiş, koltuklardan birine oturmuş. Filmde önce Çolpan’ın eli, ondan sonra yüzü görünürmüş ilk sahnelerde… İki kız birbiriyle konuşuyor. Biri ötekine “Bak, şimdi Çolpan çıkacak, ellerinden tanıdım, o kadar ince ve güzel ki.” demiş. Çolpanın yüzü yakın plandan görünmüş. Ama ne görünüş! Hatalı ışıklar, kötü bir fotoğraf. Kızlardan biri “Ah, çok fena çekmişler. Yoksa aslında çok tatlı kıdır!” demiş.

“— Bunları dinlemek, halk arasına karışıp hakkımda söylenenleri duymak en büyük zevklerimdendir.” diyor.

23 yaşında sahici bir “Hanımefendi” olan Çolpan İlhan’ın şöhreti yakında sınırlarımız dışına taşacaktır. Buna gerçekten layık; olan genç sanatkâra başarılar dileyerek ayrıldık.

 

Paylaş

CEVAP VER