DANS İNSANI VAHŞİLEŞTİRİYOR MU?

0
315

Nakleden: H. Fikri VEREL (Hafta 1959)

İptidai insanların dansları ve zevklerdeki basitlik… Milletlerin doğuşundan sonra… Minuet, Vals, şahane Tango’lar, kalipso, Ça Ça Ça ve Rock’n Roll üzerine düşünceler… Bu çılgınlıklar neden? İnsanlık zevk bakımından da geriye dönüyor! Modern dansların hepsi, insan ömrünü azaltıyor ve tehlikeye sokuyor.

İptidai hayat süren atalarımızın yaşadıkları devri enine boyuna tetkik ettiğimiz zaman, yüzümüzü buruşturuyor aradan geçen yılların getirdiklerini unutarak onlara hem acıyor, hem de küçümsüyoruz. Bu, Âdem ile Havva’dan bu yana belki de hep böyle olmuş, daha iyi hayat ve yaşama şartları elde eden bütün toplumlar, mazilerini inkâr edip bugünü hazırlayan etkileri istihfafla hatırlamışlardır! Şayet tarihlere bir göz atacak olursanız, açıkça görürsünüz ki, satırlarda hâkim olan ruh medeniyet önderliği konusunda değil, daha ziyade barbarlığa aittir ve onu desteklemektedir! Savaşlar olmuştur. Bu savaşlarda medeniyetler sönmüştür. Lakin tarih, sönen medeniyetin övgüsünü değil, maalesef daima onu söndüren zihniyetin methiyesini yapmıştır! İnsanları bir birine yaklaştıran kader birliği lüzumu, savaş önderliği yarışmasında sıkışıp kâbus ve hatta ezilmiştir! İşte biz, bütün bunların tesiri altında kalarak atalarımızın yaşadıkları hayata her bakımdan “iptidailik” damgasını vurmuş; onları pekte hakkımız olmayarak, dar bir çerçeve içine sokarak, tenkit etmişizdir.

O beğenmediğimiz insanların dahi kendilerine göre elbette bir zevkleri, bir hayat görüşleri ve birtakım inançları vardı. Biz burada toplumsal yaşamalarını tetkik edecek değiliz. Ancak, halen insanlığın hayati ve zevkleri ile ilgili bir konuyu o devre dönüştürmeye çalışan bir akım dolayısıyla, iptidai kavimlerin bazı özelliklerinden kısaca söz açmak zorundayız.

DİNİ DANSLAR VE HALK OYUNLARI

İnsanlar yavaş yavaş bir araya gelip, toplu halde mağaralarda yaşamaya başladıktan sonra, Tanrılara karşı bir “inanç” ve “saygı” gösterisi yapmak istemişler; bu fikir üzerinde uzun uzun düşünerek, neticede “dini raks”ları meydana getirmişlerdi.

Tabiat afetleri karşısında ürken, ne yapacağını şaşıran insanlar, bu raksları yapmakla Tanrı’nın günlünü edeceklerine inanırlar ve seller, fırtınalar, kasırgalar, yıldırımlar bitene kadar, hiç durmadan raks ederlerdi. Bu dini danslar önceleri küçük bir daire içinde veya ateş başında yapılır, raks eden mütemadiyen eğilip kalkar, sağa sola el sallar, vücudunu mümkün olduğu kadar çok hareket ettirirdi. Bütün bunlar olurken seyredenler hiç seslerini çıkarmazlar, hatta nefes almaktan bile kaçınırlardı.

Zamanla insanlar kafile haline gelip yeni bir düzene girdiler. Bu düzen içinde dini rakslara sesin, musikinin ve geniş kitlelerin katılmaları da âdet halini aldı. Dans insanları coşturuyor, onların kanını kaynatıyor, onları memnun ediyor; toplu hareketlere alıştırıyordu. Kabile başkanları bu işin diğer törenlerde de yapılmasını uygun görünce, raks insan hayatına tamamen yerleşmiş oluyordu. İşte ilk irtica hareketlerinin başı sayılan “büyücüler” de, bahsettiğimiz dansları müteakip meydana çıkmışlar; kitlelere kendi kuvvet ve kudretlerini inandırmak için rakslarını korkunç maskeler, koku saçan buhurdanlıklarla yapmaya koyulmuşlardır! İnsanlık onların melanetini asırlarca çekmiştir! Hatta bugün bile yeryüzünde pek çok kabileler, büyücülerin rakslarına ve onların Tanrı üzerindeki nüfuzlarına inanmaktadırlar!

Günümüzün yarı aydın ülkelerinde, o korkunç maskeleri ruhlarından barındıran, kendi menfaatleri uğruna kitlelerin dini inançlarını yobazlığa sürükleyerek onları medeniyetten, çağdaş yaşama seviyesinden uzaklaştıran din adamları, mazideki anılar geçtikçe insanlar daha “büyücülerin” devamından başka medenileşmişler; raksları daha ileri bir şey değildir! Çünkü onların da gayesi kabile efradını korkutmak, bir takım masallarla sindirmek, uyanmalarını önlemekten ibaretti! Dinin politikaya ilet edilmesi de yine rakslardan sonra başlamıştır. Başka kabilelerle anlaşan yahut kabile reisini beğenmeyerek onun yerine kendi adamını geçirmek isteyen “büyücüler”, günlerce süren rakslardan sonra gaipten “Tanrı haberi”ni alıp, “bir darbei hükümet” hareketini kolaylıkla temin ederlerdi! Bugün dini istismar edenlerin de kutsal kitaplarda yazılı olanları değil, onun dışında bir takım hurafelere sarılarak kitleleri ele geçirmek istedikleri gerçektir! Demek oluyor ki, din konusundaki madrabazlıkların aslı sarsak danslarla meydana çıkan “büyücüler”le başlamakta, yobazlarla hayatını idame ettirmektedir!

Asırlar geçtikçe insanlar daha medenileşmişler; raksları daha ilerlemiş, daha göz doldurucu ve daha manalı bir hal almıştır. Milletlerin doğuşu sırasında hâkim olan halk oyunları, örf ve adetleri yaşatan, milli özelliği ebedi bir meşale haline getiren bir sanat olarak kabul edilmiştir. Şimdi de öyle değil midir? Her ulusun asıl bünyesini, asıl zevkini ancak bu çeşit halk oyunları sayesinde görmemiz ve öğrenebilmemiz mümkündür. Başlangıçta çok iptidai ve bugünkü görüşle çok zevksiz olan rakslar, zamanla incelmiş, asil bir mana ile dolmuştur.

SALONA GİREN DANSLARDAN SONRA…

Millet şuurunun yerleşmesi, medeniyete doğru koşmasının verdiği heyecan, insanları hemen hemen bütün işlerinde ve sanatlarında inceltmiş, ruhlarını müspet bir şekilde yoğurmağa başlamıştı. Tabiat evinden mağaraya, mağaradan kulübeye, kulübeden modem ev ve apartmanlara geçen insanlar, raksı dine bağlı olmaktan tamamen kurtardıktan sonra, bunun ince bir sanat ve bir zevk meselesi olduğuna kanaat getirmişlerdi.

Orkestraları, muhteşem salonlarda yapılan ilk nezih ve göz alıcı dans Minuet olmuştu. Hafif musikinin uyularak, parlak kıyafetlerle icra edilen bu dans herkesi memnun ediyordu. Avrupa, kısa bir zaman içinde Minuet’e ısınıverdi. Bu arada pek çok dans hocaları meydana çıkmış, bir sürü “dans evleri” kurulmuştu. Dans yolu ile para ve şöhret kazanmak isteyenler, devrin kıymetli müzisyenlerini mütemadiyen yeni yeni bestelere teşvik ediyorlardı. Nitekim bu teşvikler ve çalışmalar sonunda, Polka, Mazurka. Boston ve Viyana Valsleri, Kadriller salonları doldurmaya başladı.

Nihayet dansların şahı diye bilinen tango tahta geçti ve öyle zannediyoruz ki, onun yerini bugüne kadar hiç bir yeni dans sarsamadı. Tangodaki hareketler, her şeyden önce saygılı ve zarifti. Polkalar, valsler ve mazurkalar da zarifti ama tangonun basitlik içindeki ihtişam hiçbirinde yoktu. Arjantin tangoları biraz durgun gibi görünen bu dansı alevlendirmekte gecikmemişti. Dünyanın her tarafında insanlar bu dansla ilgileniyor. Sevgilileriyle, eşleriyle ve dostları ile tangoya rahatça ayak uydurabiliyorlardı.

Derken sıra Fox-trot ve çarlistonlara geldi ve musiki enstrümanlarında da değişiklikler oldu. Orkestraların yerini rumba, bogi-wogi çalan cazlar aldı. Caz, diğer orkestralar gibi nazik değildi! Çılgınca nağmeleri vardı ve daha ziyade “tam tam”ların musikisini taklit ediyordu. Ağır basit toplantılarda, büyük balolarda tabii yine orkestralar ve bunların çaldığı muhteşem valsler, kanları tutuşturan rumbalarla, insana kibarlık veren tangolar hâkimdi.

ÇILGINLIKLAR DEVRİ KAPIYI ÇALIYOR!

Bogi-wogiler, fox-trotlar, çarlistonlar yetişmiyormuş gibi, dans mütehassısları, avareleşen harp sonrası milletlerine mamboları, congaları, ça-ça-ları ve rock’n rolları hediye etmekle, onları biraz daha sersemleştiriyorlardı! Mamba yapan bir delikanlının gece evde durabilmesine, congadan hoşlanan bir genç kızın uyuyabilmesine, rock’n rolldan zevk alanların ise şehevi arzularını dindirmeden sinirlilikten kurtulabilmelerine imkân yoktu artık!

Sosyologlar, toplumdaki fertlerin yeni danslarla olan ilgilerine şöyle bir göz atınca, bu dansların iptidai zevklerle alakalı olduğunu sezmekte gecikmediler! Afrika’dan Uzak Doğu’nun henüz medeniyet görmemiş diyarlarından, şehvetli imanlarla dolu adalardaki kıvrak ırkların hareketlerinden ilham alınarak meydana getirilen bu yirminci asır dansları; nezaket hudutlarını, kadının erkeğe ve erkeğin kadına olan cinsiyet saygılarını bir anda Yıkıvermişti!

Tanınmış doktorlar, hastalarının yüzde sekseninde kalp yorgunluğu, cinsi takatsizlik ve devamlı sinirlilik görüyorlar; müşahedelerinin neticesinde de, bütün bunların yirminci asır danslarından ileri geldiğini tespit ediyorlardı. Mambolar, rock’n roller kalbi yoruyor, ciğerleri takatsiz bırakıyor, sinirleri harap ediyordu! Bunlar yetişmiyormuş kendilerini bu danslara fazla kaptıranlarda bir vahşileşme de göze çarpıyordu! Tehlike çanları muhtelif dergi ve gazetelerde yayınlanan sert yazılarla çaldığı halde, insanların uyanmadıkları görülüyordu. Bahsettiğimiz yorgunluklar ömrü azaltıyor, hayatı tehlikeye sokuyordu! Ölümler çoğalmıştı. İşin garibi, gerek ahlak bakımından, gerekse diğer tehlikeler bakımından hiçbir şeye Avrupalılar kadar önem vermeyen Amerikalılar, Rock’n Roll’a ilk olarak paydos demesini bilerek, bu dansı yasak ediverdiler. Şunu da ila etmek yerinde olur ki, modern dansların dokusu ile genç kızlık özelliklerinin çok kısa zamanda ortadan kalkması da bir olmuştur!

Medeniyet peşinde koşan insanların, her konuda hassas olmaları zamanı artık gelmiştir kanaatindeyiz. Aksi halde, ne aile bağı, ne sadakat, ne de saygı tanımayan bir nesille mücadele etmek zorunda kalarak ve neticede bundan, bütün bir insanlık zarar görecektir.

Paylaş

CEVAP VER