DÖNMEDOLAP CİLVELERİ: Yazan Sermet MUHTAR (Alus)

0
212

ESKİ konakların, köşklerin, yalıların hemen hepsinde, alt kattaki harem ve selâmlık taşlıklarının arasında bir dönme dolap vardı.

Bitişik duvarda bir kapak; aç, içinde bir, bir buçuk metre boyunda, yarım metre eninde, ortası raflı, iki gözlü, üstüvane biçiminde tahtadan bir alamet.

Bu haremdekilerle selâmlıktakilerin karşılaştıkları, telefondaymış gibi yalnız birbirlerinin seslerini duydukları yerdi. Malum ya kaç göç sıkı sıkıya.

Arka kapıların arkalarında temel çivileriyle kol demirleri; iç bahçenin duvarları kale bedenleri kadar ve kapısı kilitli; anahtarının biri kâhya kadında, öbürü en yaşlı harem ağasında.

Dönme dolaplar durup dinlenmeden işlerdi: Güm, güm, güm!.. Pat, pat, pat!.. Tık, tık, tık!..

— Hu, Hasan ağa!. Hanfendi çabuk bir yumak yorgan tiresi istiyor; koşa koşa alıp gelsin diyor.

Dışarıda söylenme:

— Bu cenabet her gün lazım işte, düzine ile aldırsa olmaz mı? Altmış paralık şey için şimdi Beşiktaş’a kadar in, sonra dilin dışarıda o bayırı çık!.. ve mırıltı:

— Dinine kesdiğimin cadalozu!. İki dakika geçmeden yine pat, pat, pat!.

— Hüseyin ağa hu!.. Küçük Hanfendiye bir çile pamukaki alacaksın ama yavruağzı renginde olacak; damat Beyin geceliğine Hristo teyeli işliyecek!

Yine dışarıda öfke:

—Hay onun da, kocası çirozun da, sinsilelerinin de… ardından tık, tık, tık!. ve gayet yavaştan bir ses:

— Şaban Ağa sen misin?.. Zahmet olacak ama bana kırk paralık sakız alıversene. Gıcırını unutma emi! — Gız sen emret, diledüğün sahız, gıcır olsun!.

Dedik ya, vuruşların, siparişlerin ardı arası kesilir değil:

Tam yemeğe oturulacağı sırada akla gelip torun Beyin veya hanımın (Kina Laroş) u için eczahaneye adam salmak… Beyoğluna çıkılacak, koşulu araba kapıda; ayna önünde hazırlanırken ortanca Hanfendi sürmesini arıyor bulamıyor. Günlükle idarei maslahat için haydi aktara uşak. Kupada karşıya oturacak ekdi Şazmend Hanım midesini, karnını bastırmada:

— Ömrünüze bereket kaz dolmasını tıka basa yedim. Aman Rum bakkaldan bir şişecik gazoz alıversinler!..

* * *

Dönme dolaplar gayet netameli görülür, içleri, üst ve alt çivileri Paşalar, Beyler ve Hatunları tarafından sık sık muayeneden geçirilirdi. Duyulmuş ne vakalar, kulaklarda ne küpeler yok:

Bilmem hangi Sadrazam Paşanın konağında, bir gece el ayak ortadan çekildikten sonra tahtanın birini söküp aralamışlar. Baş Ağafendiyle baş kalfanım karşı karşıya şıkırdam sohbettelerken, helâya çıkan harem ağası rastlamış. Kırbacını kapıp ikisini de eşek sudan gelinciye kadar dövmüş.

Gayet müteassıp ve hadidülmizaç olan Paşa bunca senelik iki emekdarını derhal kapı dışarı ettikten sonra:

— Bu yaşıma kadar Zülkarneyn olmadım, mührü Sadaret cebimdeyken mi olacağım?.. Diyerek dönme dolabın yerini hemen ördürmüş.

Yazları küçük Çamlıca’da mukim, yüksek mevkili zatlardan birinin köşkündeki menkıbede pasaparula olmuşlandandı:

Adamcağız veli meşrep velakin mahdumu, tasvir gibi karısı varken çapkın mı çapkın; her gece kendi havasında…

Gelin hanım karşı köşktekilerin oğluyla işini pişirmiş. Delikanlı bekâr, birbirlerine yanıp duruyorlar. Çanak yalayıcılardan bir kocakarı tazeye akıl öğretmiş. Kahyayı elde ederek herkes uykudayken, genç yallah dönme dolaptan içeriye.

* * *

Bu kadar kollamıya, itinaya, ehemmiyet verilmiye rağmen o yuvarlacık daha ne cilvelere sahne olmazdı?.. Hane sahibi istediği kadar sofu ve celallı, Hanımı Ebussuut Efendinin kızı kadar saliha olsun, harem ağaları kırbaçlı ellerinde fırıl fırıl dört dönsünler, faydasız…

Ortalık tenhaca mı gelsin içeriden dışarıdan fıskos, yarenlik, aşıktaşlık…

Hanfendiye 30 yıl evvel Çeyiz halayıklığı eden kakavan, Paşanın yaverine veya Beyin sır katibine vurgun. Gönlünde arslan: (Alnıma yazılı ise beni alır) kuruntusunda; kaşla göz arasında dolaba yanaşıp, dişsiz ağızlı peltek sesile usulcacık:

— Şu ipekli mendil yadigarım olsun iki gözüm!..

Yemeyip, içmeyip bir kenarına beş sarı lira düğümlemiş. Burma bıyıklılar da keka; o akşam doğru Beyoğluna…

65 lik arapbacı bahçıvan Boşnak Zeynel ağaya, kalfalardan filanca aşçıya, falanca arabacıya tutkun; beslemeler de yamaklarla fingirdemede. Kâğıt kavaflığında, hamam natırlığında, kurşun dökümcülükte ununu elemiş olan kâhya bile hala eleğini asmamışlardan.

— Şu makul kefere ayvaz harif müslüman olsa alimallah varırdım ona!.. Kanaatinde.

Ayvazlar ömür şeylerdi. Hepsi de mutlaka palulu, kabat kobat, dangıl dungul… Tenleri kirli kara, kaşları gözlerine karışık, bıyıkları kulaklarında, gaga burun, mor dudak, boyuna kaşınıp duran, bekâr bülbülü toplıyan mahlüklardı.

Vazifeleri lambalara gaz koymak, mangalları yakmak, mutfaktan tablaları taşımak. Vakti saati olunca tabii yemek gelecek; hadım ağasının biri harem bahçesinin kapısını açacak, tablayı iç taşlığa kadar getirtip ayvazı saydıktan sonra yine kilidi kilitleyecek.

Harifci oğulları hin oğlu hin. Akılları, fikirleri körpe, piliç, gibi beslemelerde,

— Ağacığım uraban, pantolun buruşmuş!. Dedi mi arabın etekleri tutuşuk; zira derdleri günleri elbiseleri gayet ütülü olması…

O, soluğu içeride alıp ütüye ateş koymıya seğirtince palabıyık sahanların üstünden elçabukluğile sahasının, şalvarının ceblerine tıkıştırdığı pirzolaları, köfteleri, börekleri, tatlıları, yılışa yılışa piliçlere sunmada:

— Bunları gövdeye atın da daha tavlanın!..

* * *

Dönme dolaplara dair bir hikâye daha nakledeceğim. Maruf kimselerden birine atfederler ama sahi mi, yakıştırma mı bilmem?

Kadından yana bahtı kara, yani helal namlı çirkinlerden olduğu için, adamcağız daima yanıp yakılırmış. Cariyelerden birini gözüne kestirmiş. Gece odasından çıkıp aşağıya inmesi mümkün değil, karısı duyar.

Dalkavuklarından birine işi açmış. O sıralarda da Çamlıca’daki gelin hanımın macerası ortalıkta dümbe düdük… Dalkavuk Efendi ayni şekli tavsiye etmiş. Saçlı sakallı içine girip dönme dolaba garç diye biraz döndükten sonra sıkışıp kalmaz mı?

Ne sağa, ne sola… Hepsi bir tarafa, hazret havasızlıktan boğulacak… Yakayı kurtarıncaya kadar helak olmuş ve böyle sapıtmamaya yüz kere tövbe etmiş…

Sermet Muhtar Alus

Paylaş

CEVAP VER