ESKİ İSTANBUL KADINI

0
510

Yaza: Nahit Saim BİLGE (Hafta 1958)

Aile sevgisi eski İstanbul kadınına nice vatan kahramanlarının beşiğini sallatmıştır.

Eski İstanbul efendisi gibi bugün yavaş yavaş yok olmakta olan eski İstanbul kadını tam manasıyla bir ev kadını demekti. Evin bir direği kadındır tabiri işte bu devirlerden arta kalmadır.

Yerinde konuşması, terbiyesi, misafirperverliği, evcimenliğiyle eski İstanbul kadını aile bağının kuvvetli bir düğümü idi.

Yuvasının yapıcısı, erkeğinin sağ kolu, aile bütçesinin muhafızı, ev idaresinin kaptanı, terbiye ve nezaketiyle ailenin temsilcisi olan eski, İstanbul kadını çocuğunun da mürebbiyesi ve ilk hocasıydı.

Erkeğin bütçesine göre evinin sofrasını hazırlayan eski İstanbul kadını ayağını yorganına göre uzatmasını bilir, yarını bugünden düşünür, kenara köşeye şuradan buradan arttırdığı üç beş kuruşu biriktirmesini bilirdi.

Eskiden her İstanbul evinde küçükte olsa muhakkak bir kiler yahut bir erzak sandığı bulunurdu. Evin kadını idaresi sayesinde burasını zenginleştirirdi. Kuru yiyecek, beyaz torbalar içerisinde kilere asılır yahut erzak dolabına yerleştirilirdi. Güneşte kurumuş sabun daha dayanıklı olduğundan yazdan tedarik edilir, domates salçası da evde yapılırdı. Enişte, kuskus ve tarhana gibi kış yiyecekleri yazdan evde yapılır, beyaz torbalara konularak kilere yerleştirilir, böylece kış mevsimi hazırlığı yazdan başlamış olurdu.

Baharda kır gezmelerine gidildiği zaman gelincik çiçeği, Papatya, lavanta çiçeği toplanır, böylece bir kır gezintisinde eski İstanbul kadını evini de düşünmekten geri kalmazdı. Gelincik çiçeğinden şerbet yapılır, kurutulmuş papatya çiçeği bir takım hastalıklarda kullanılır, lavanta çiçeği ise kurutularak küçük torbalar içine konulup çamaşır sandığına ve konsol gözlerine yerleştirilir, böylece çamaşırlara iç açıcı bir koku sindirilirdi.

Bazı yaz zerzevatları mevsiminde kurutulur, turşular küplere basılır, ramazan için mevsimine göre çeşitli reçel ve şerbetler yapılarak kilerlere yerleştirmek eski İstanbul kadınının başlıca vazifeleriydi.

Bugün tarihe karışan yama bohçasını bilen genç kızlarımız hemen yok gibidir. Evde bir şey dikildiği zaman artan küçük bir parça bile yama bohçasına konulur, eskimiş bir çorap bile atılmazdı. Bugün çorap yamayan kadını mumla aramak lazım gelir. Çoraba topuk takmak ve burun geçirmek ve onu tekrar giyilecek hale getiren eski İstanbul kadınını bugün çorapların 15-20 lira olduğu bu devirde insan nasıl aramaz!

(Bed bereket) kelimesi vardır, bilmem hatırlar mısınız? Eskiler ara sıra (bed bereket kalmadı) diye söylenip dururlar ve bu kelimeyi sık kullanırlardı. Bir çorap yamandığı zaman kötü (bed) olur, ama işe yarar, bundan da bereket çıkar. İşte eski İstanbul kadını hamaratlığı ile evine bed bereket getirirdi. Yama bohçası gibi düğme torbası da bir ev kadınının elinde bulunan şeylerdi.

Evin temizliği eski İstanbul kadını için ön planda gelen görevlerden biriydi. Her gün sabah ezanıyla başlayan ortalık temizliğinden sonra iş yemek yapmaya gelirdi. Çamaşır günleri ayın muayyen zamanlarına taksim edilirdi. Çamaşırdan sonra çarşı hamamına gitmek adet hükmünü almıştı. Eski evlerin birçoklarında hamam olmasına rağmen çarşı hamamına gitmek bir eğlence ve zevk olarak kabul edilir, hele konu komşu davet edilince işin rengi büsbütün değişirdi.

Tahta boşlara, cumbalara sıralanmış çiçek saksıları ev kadınının çiçek yetiştirme zevkinin, önemini göstermeye kâfi gelirdi. Eski İstanbul evinin mevsime göre işleri de ayrı ayrı idi.

Hamarat bir ev kızı maharetiyle şöhreti etrafa yayılır, ileride iyi bir kısmet çıkmasına vesile olurdu.

Bir ana kızını yetiştirirken, talim terbiyesiyle beraber bütün ev işlerini, ayrıca dikiş, nakış ve elinden geldiği kadar biçki de öğrenir, böylece yarın gideceği el evine ta küçük yaştan hazırlanırdı. Hemen her evde dikiş makinası bulunurdu. Esasen bir genç kızın çeyizleri arasında makinanın bulunması elzemdi. Bazı aileler evlerinde hoca hanımlar tarafından kızlara hususi dersler aldırdıkları gibi musiki ile aşina olması için de tambur ve ut dersi için ayrıca hocalar tutarlardı.

Eski ev kadının günlük iş programı 24 saatini alırdı. En son iş akşam sofrasını hazırlamak, sonra giyinip süslenerek evin erkeğini pencerede beklemekti.

Cumbadan, kafes arkasından sokağa sapan evin erkeğinin görünmesi, odalarda bir neşe ve telaş yaratırdı. Beyin terlikleri sokak kapısının iç eşiğinde çevrilir, efendi böyle karşılanırdı. Sokak kapısında güler yüzle karşılanma erkeğe günlük yorgunluğunu unutturur, aile ocağının sıcak havasını teneffüs ettirirdi.

Çocuk yetiştirmekle tam cefakâr bir ana olan eski İstanbul kadını evladını kundağa ve bağrına bastığı gün dünyalar onun olmuş sayılırdı. Çünkü eski kadınlar için analık en kutsi bir vazifeydi. “ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.” İşte o günlerden kalma bir tekerlemedir.

Bir genç kız çocuk doğurmadan günlerce evvel hatta evlenmeden çeyizine ek olarak çocuk takımlarını da kendi eliyle hazırlardı.

Eski evlerde kedi bakma merakı çocuğa hayvanlara karşı sevgi hissini daha küçük yaşta aşılardı.

Su küçüğün, söz büyüğün olduğu bu zamanlarda, büyüğe saygı, küçüğe sevgi aile terbiyesinin başlıca şartlarındandır.

Aile sevgisi fedakâr eski İstanbul kadınına nice vatan kahramanının beşiğini sallamıştır.

 

 

Paylaş

CEVAP VER