İSTANBUL YANGINLARI

0
1240

Yazan: Selim Nüzhet

İSTANBUL yangınları bu şehrin tarihinde büyük bir yer almış ve gerek içtimai bünyesinde, gerek sanat hayatında mühim tesirleri görülmüştür. Yangınlarla harap olan sanat eserleri, mahvolan kıymetli hazinelerin haddi hesabı yoktur. Bugün de ahşap mahalleler ara sıra yine ateşlerin kurbanı olmaktadır. Geçen hafta, milli şairimiz Mehmet Emin Yurdakul’un Beşiktaş’taki evi bir yangının insafsız ateşleri ile yanarken, şairin Üniversitemize hediye etmeyi düşündüğü gayet kıymetli ve zengin bir kütüphanesi de kül oluyordu. Bu münasebetle Selim Nüzhet Gerçekken İstanbul yangınlarına dair rica ettiğimiz bir yazıyı muharririn kıymetli vesikaları ile dercediyoruz.

İSTANBUL yangınlarının mahvettiği serveti, yok ettiği Türk zevki seliminin mahsulü olan bütün sanatkârane eserleri, küle çevirdiği binlerce baha biçilmez yazmaları, heba ettiği minyatürleri ve müzehhep yazıları, daha nice nice şeyleri düşünürsek maddi ve manevi ziyanlarımızın azametini bir daha anlar ve bir daha hayıflanırız.

Scanned by Scan2Net
Resim 1: Yetmiş sene evvel, Beyoğlu’ndaki bir yangın, Hocapaşa yangınını da bastırmış, bilhassa fecaat cihetinden ondan çok ileriye gitmişti. Zira bu yangın birçok insanın ölümüne sebebiyet veren bir afet olmuştu. Yenişehir’den çıkan yangın, Tarlabaşını, Taksimi sarmış ve Galatasaraya kadar olan bütün Beyoğlu caddesi boyunca uzanmıştı. Yanan binalar arasında İngiliz sefarethanesi, Naum tiyatrosu, Ermeni patrikhane ve hastanesi de vardı. Bu yangında 111 kişi ölmüş, 3449 bina yanmıştı.

Tarihlerimiz belli başlı yangınları oldukça tafsilâtla kaydederler. Fa-kat bu yangınların hiç bir resmi alınmamış ve yapılmamıştır. Biz bu maksatla araştırmalar yaparken Illustration mecmuasında bazı re-simlere rasgeldik. Muhakkak hâdiseyi görmüş bir ressam tarafından yapılmış olmaları sayesinde hususi bir kıymeti haiz olan bu resimlerin tasvir ettiği yangınlara dair kısaca malûmat verelim.

Bugün itfaiye teşkilâtımızın tekemmülü sayesinde ahşap mahallelerimizde de çıkan yangınlar artık eskisi kadar tahripkâr olmamaktadır.

Eskiden yangını gören Beyazıt kulesi gündüz o semti gösteren işareti, gece de feneri çeker çekmez Vaniköy sırtındaki, şimdi rasathane olan, İcadiyeden yedi pare top atılırdı. Bununla uykularından uyanan bütün İstanbul halkı merakla bekçinin geçmesini beklerlerdi. Bekçiler, Beyazıt kulesi köşklülerinden aldıkları yangın haberini, iç yırtıcı sesleriyle, sokaktan sokağa taşırlardı. Bunu duyanlardan gerek o semtte bulunanlar, gerek yangının çıktığı semtte eşi dostu olanlar derhal yardıma koşmak üzere sokağa fırlarlardı. Çünkü bütün evleri ahşap olan eski İstanbul için, hele rüzgâr olursa, yangın bir facia başlangıcı, seyri ihmal olunmaz bir halde idi.

Scanned by Scan2Net
Resim 2 Yetmiş beş sene evvel İstanbul, tarihinin en büyük yangınlarından birini geçirmişti. Sirkeci civarında Hocapaşa mahallesinden başlayan yangın, çabucak on kola ayrılmış ve şehrin koskoca bir semtini bir iki saat içinde âdeta bir yanardağ haline getirmişti. Hocapaşadan yukarı çıkan yangın bütün Cağaloğlunu, Sultanahmedi, Kadırgayı, Divanyolunu, Kumkapıyı ve Nişaneayı sarmıştı. Geçtiği yerleri dümdüz birer viraneye çeviren yangın, bir ejder hızı ile ilerlemiş ve en nihayet, yoluna çıkan meymanlarda, başka yakacak bina bulamayarak sönmüştü.

10 Temmuz 1911 deki, Çarşıbaşında başlayan ve rüzgârın savurduğu kıvılcımlarla bir kolu Vezneciler, Aksaray ve Samatya’ya giden, bir kolu da Yenikapı sahillerine uzayan Aksaray yangınının, aradan otuz sene geçtiği halde, yaktığı sahanın vüsatini hâlâ gözle görmek kabildir.

Resmini gördüğünüz Hocapaşa yangını (Resim: 2) 1865 senesi gazetelerinde şu suretle haber verilmektedir:

***

“Çarşamba günü saat beşte Hocapaşa mahallesinden zuhur eden ateş gayet sert gün doğrusu rüzgârından dolayı muhtelif kollara ayrılarak Hocapaşa civarını, Cağaloğlu’nun ekser mahallelerini ve Sedefçilerin bir tarafını yakarak Kadırga limanı ve Kumkapı ve Nişancı taraflarında ve Sultanahmet meydanında nihayet budu.”

“Takvimi Vakayi” de bu yangın hakkında epeyce tafsilât vardır. Oradan anlaşıldığına göre yangın başlar başlamaz on kola ayrılmış, bu suretle söndürme ameliyesi âdeta imkânsız bir hale gelmiştir.

Yangının başladığı Hocapaşa bugün de ayni ismi taşır. Ankara caddesinin solundaki mahalledir. Yangın bu civarı yaktıktan sonra yük-selmiş ve Cağaloğlu’nu kasıp kavurmuştur. Buradan Sedefçileri yani Divanyolundan Çarşıkapısına doğru bir çıkıntı teşkil eden Merzifonlu Kara Mustafa paşa medresesi taraflarını, bugünkü ismiyle Tavukpazarını yakarak bir kolu şimdi İstanbul lisesinin yanında olan Çiftesaraylara uzanmış, bir kolu da Kadırgadan Sultanahmede kadar Marmaraya nazır olan yamacı kâmilen yakmıştır.

***

Scanned by Scan2Net
Resim 3 Gedikpaşada Fuat Paşanın konağından çıkan yangın da İstanbul’un meşhur ve tarihi yangınlarından biri olmuştur. Yangın, Fuat paşanın, yazı odasında, bacasına bir sakatlık arız olan ocaktan çıkmış ve koca bina bir an içinde tutuşmuştu. İçerdekiler canlarını zor kurtardılar. Bina bütün kıymetli eşyaları ile beraber kısa bir zaman içinde kül oldu. “Kıraathane mucidi” Sarafimin kütüphanesi de bu yangında yanmıştır. Yangını gösteren bu kroki ressam Montani tarafından çizilmiştir.

Bu yangının bir hürafesi de vardır: Güya yangından evvel türeyen bir meczup bu semtlerde dolaşır ve mütemadiyen “yıkma yak.. yıkma yak..” diye bağırırmış, birçok kimse teşe’üm etmiş. Yangın çıkmadan evvel hüküm süren kolera yangını müteakip mündefi olunca bu sözden “insanları yıkma, evlerini yak” manasını çıkararak meczubun sözlerini manevi bir ikaz gibi sayanlar olmuş.

Kolerayı da yakan bu yangın karşısında insan acı bir sevinç duyunca elbette böyle tevillere kapılır.

Bu kroki Baildran tarafından yapılmıştır. Bu yangından dört gün sonra Gedikpaşadaki Fuat paşa konağından da (Resim: 3) ateş çıktı Ve koskoca binayı kısa bir müddet zarfında kül etti. Yangına Fuat paşanın yazı odasındaki, bacasına bir sakatlık arız olan, şömineden sıçrayan bir kıvılcım sebebiyet vermişti. Konağın sakinleri canlarını güç kurtardılar. Bina ile beraber bütün kıymetli eşya kâmilen yandı.

Bu kroki ressam Montani tarafından yapılmıştır. Kendini “Kıraathane” mucidi olarak tanıtan, evvelce gazete ve kitap bayiliği ve tabiliği eden, Sarafimin kıraathanesi de bu yangında yanmıştır.

Scanned by Scan2Net
Resim 4 Devrin değerli ressamlarından Aurely’nin yaptığı bu resim, Dolmabahçede İstabeli âmireden çıkan yangını gösteriyor. Tüfekhane olarak yapılmış olan bu bina sonradan saray arabalarına mahsus atların ahırları olarak kullanılmıştır. Yangın bir an içinde ahşap binayı sarmış ve bütün sarayı telâşa vermişti. Yangın esnasında dışarı fırlayan atlar ürkerek kaçışmaya başlamışlar ve etrafı müthiş bir gürültü ve patırtıya boğmuşlardı.

* * *

Hocapaşa yangını fecayiini de bastıran 1870 teki Beyoğlu yangını (Resim: 1) birçok insanın ölümüne sebebiyet veren müthiş bir afet olmuştu. O zamanki “Takvimi Vakayi” ve “Basiret” gazeteleri sütunlarında bu yangına dair uzun uzun malûmat vardır.

Yenişehir civarında bir evden çıkan ateş çok şiddetli bir rüzgârla derhal birçok kollara ayrılmış “ateşin önüne şeddi mümanaat çekmek isteyen metin kargir binaları” da yakarak Tarlabaşını, Taksimin alt ta raflarını, Galatasaraya kadar Beyoğlu caddesini, Bülbülderesini, Aynalıçeşme taraflarını ve Kalyoncukulluğunu yaktıktan sonra sönmüştür. Yanan binalar arasında İngiliz sefarethanesi, Naum tiyatrosu, Beyoğlu karakolu, Ermeni katolik patrikhane ve hastanesi, birçok cami ve kilise vardır. Bu yangında 111 insan ölmüş, 65 sokak üzerindeki 163 mahalleye ait 3449 bina yanmıştır. Açıkta kalan 16.000 kişi de çadırlara ve Taksim kışlasına vesair bazı mahallere tevzi edilerek iaşe ve ibateleri temin edilmiştir. Fecayii tarif için bilmem daha fazla tafsilâta lüzum var mı?

Son yangın resmi (Resim: 4) Dolmabahçede 1833 te Tüfekhane olarak yapılan ve bilâhara “İstabeli âmire” olan binaya aittir ki, 1881 de çıkan bir yangında kâmilen harap olduktan sonra tekrar tamir edilmiş ve şimdi yerine “Stadyom” yapılmak üzere yıkılmıştır.

Bu krokiyi yapan Aurely değerli bir ressamdır.

Selim Nüzhet Gerçek

Paylaş

CEVAP VER