İSTANBUL’DA YENİ TİYATROLAR ve TEMSİLLERİ nelerdi?

0
1334

Yazı ve Fotoğraflar: OLCAYTO (1958)

Ankara’dan sonra İstanbul’da da gençlerin kurduğu tiyatrolar bir düzineye yaklaştı.

Ankara’da “Beşinci Tiyatro” açılınca hayret etmişler: “Nasıl seyirci bulacak?” diye. Oysa özel sermaye ile kurulan bu tiyatrodan başka “Sahne Z” adıyla meydana çıkan gençlik tiyatrosu da bol-bol seyirci buluyor, İstanbul’dala sahneler bir düzineye yaklaştı. Bu bolluk, bu sevindirici bereketin sebebi nedir, diye düşünüp bu toplulukları ziyaret ettik.

“Sahne Z” gençlik tiyatrosunun rejisörü Güner Sümer ile İstanbul’da, Nur Sabuncu’nun evindeki toplantıda görüştüm. Ankara Üniversitesinde talebe… İnsan, “talebe” lâfını duyunda karşısındakini acemi zanneder; ama Güner öyle değil! Tiyatronun ustası olmağa pek az kalmış. Zira hayatım bu işe vermiş. Ankara’da William Saroyan’ın (Merhaba Dışardaki = Hello Out There) adındaki bir perdelik eserini ve Eugene İonesco’nun (Kel Şarkıcı = Le Cantatrice Chauve) ünü oynamışlar. Güner Sümer, bunları hem sahneye koymuş; hem de oyunlarda oynamış. Kendilerine (Z) harfini isim olarak seçmekle en yeni ve en son tiyatro topluluğu olduğunu ifade etmek isteyen bu yüksek tahsilli gençler aynı zamanda Türkiye’de tiyatro sanatının en yeni örneklerini en modem üslûpta oynamak istediklerini anlatmış oluyorlar. Kendine güvenenin iddialı olması, her şeyden önce durgun sanat dünyamızda heyecan ve hareket uyandıracağı için beni sevindirdi.

“Sahne 8” e gelelim. 1954 de İstanbul’da Küçük Sahne’de Hamlet piyesinde Hamlet rolünü oynamasıyla şöhret yapan Nur Sabuncu, kendini tiyatroya vermiş “öncü”lerden biri… Amerikan Kız Koleji mezunu… Kütüphanesinde tiyatro sanatına dair yüzlerce cilt kitap var. Tiyatro üzerinde çok çalıştığı, bu işte ihtisas yaptığı belli… İstanbul’a misafir olarak gelen bir İngiliz tiyatro trupuyla Oscar Wilde’ın bir piyesini İngilizce oynayacak kadar kuvvetli bir tiyatro kültürüne sahip.. Ankara, İzmir ve Bursa’da temsiller veren “Sahne 8”, Ugo Betti’nin (Kraliçe ve Asiler = La Reine et Les İnsurges) isimli oyununu her Pazartesi Muammer Karaca Tiyatrosunun sahnesinde oynuyor.

Bu piyesi sahneye Fikret Hakan koymuş. 22 film çeviren, Türk Jön prömiyerleri içinde en meşhuru ve aktörlüğü meslek olarak alması bakımından en ciddisi olan Fikret Hakan Çığır Sahne, Cep Tiyatrosu. Haldun Dormen ve Küçük Sahne’de çalışıp pişmiş; geleceğin en ünlü sanatçılarından olmaya namzet, enerji dolu, dinamik bir genç… Üstelik kendisi için “Alaydan yetiştim” diyecek kadar cesur, güvenli, kuvvetli mütevazı…

“Sahne 8” in oyununa gidince bir sürprizle karşılaşacaksınız: Tolga Tiğin, Işık Lisesinden ve Konservatuvar Tiyatro Seminerlerinden gelmiş bir büyük kabiliyet… Dört seneden beri de baleye çalışıyor.

Şimdiye kadar kararlıkta kalan değerli kabiliyet ve istidat, tiyatro profaktörleri, spotlight’lar, ramp ışıkları sayesinde aydınlığa kavuşuyor. Hangisinden bahsedeceğimi, doğrusu şaşırıyorum. Onların provalarında bulunmak, bana dünyanın en büyük altın elmas madenlerini keşfetmekten fazla heyecan, hâz, zevk ve ümit verdi.

Meselâ, Senih Orkan! Artık iyice tanınmış (Yağmurcu) piyesindeki başrolde Senih Orkan’ı görünce heyecandan yerimde oturamadım.

Aynı oyunda ilk defa gördüğüm Can Kolukısa, iktisat Fakültesi öğrencisi olmasına rağmen gerçekten bir tiyatro adamı… Suphi Kaner, canlı, cömert jestleri, çok zengin mimikleri, temiz diksiyonu, deklemasyonu ile rahat rahat oynıyabikecek; pişkin, usta, cevval bir artist… “Sahne 8” in sekiz artisti var. En son tanıdıklarım Yılmaz Toköz ve Esen Emekçil oldu, ilki Robert Kolej mezunu ve Hukuk talebesi, sonuncusu Akademi öğrencisi…

Muammer Karaca Tiyatrosundaki (Anna Frank) temsillerine gelelim.

Ankara Devlet Tiyatrosu rejisörlerinden Cüneyt Gökçer’in sahneye koyduğu piyeste Anna Frank rolünü 1954 Türkiye Güzellik Kraliçesi Sibel Göksel oynuyor. Güzellik Kraliçelerinin güzellikten başka kıymeti, meziyeti olmayacağını zannedenleri yanıltan Sibel, güzel bir başta kuvvetli bir zekâ da bulunacağını ispat ediyor! Bu rolü Muammer Karaca’nın ısrarı ile kabul etmiş… Tiyatro hayatının uğurlu olmasını dileriz.

Küçük Sahne’nin ünlü aktörü Kâmuran Yüce, son yılların en kuvvetli aktrislerinden Uğur Başaran bu sahnede yeni gördüklerimizden.. Ciddî piyesler oynamak hususunda Karaca’nın verdiği karar da, şükranla karşılanacak bir hareket…

Son olarak (Oda Tiyatrosu) nu gezdik. Mimar irfan Ertem, elli bin liradan fazla masrafa girip 118 kişi olabilen bu sempatik tiyatroyu kurmuş. Lale Oraloğlu, Türk kadınlığının iftihar edilecek bir mevzu olduğunu burada da gösteriyor. Harıl harıl çalışıyorlar. Kadro yeni sanatkarlardan kurulmuş. Saime Bekbay, Pekcan Koşar, Ali Sarttaş, Naci Girgin ve Öztürk Serengil. Fritz Schwiefer’in piyesini oynuyorlar.

Oda Tiyatrosu’nun en büyük yeniliği piyes yazarlarımız arasında yarışma açıp birinci, ikinci ve üçüncülüğü kazanan eserleri oynamak! Lale:

-“İddiamız yok, ama, iyi tiyatro örnekleri vermek; kaliteli seyirciyi memnun etmek istiyoruz. Bunu biraz da seyircimiz tayin edecek.” Diyor.

Ya Cep Tiyatrosu? Onlar yeni değil! Fakat Avni Dilligil’in oğlu Erhan Dilligil ile “Hey Merhaba”yı oynayan Esen Kolgu, öyle iki kelimeyle geçecek gibi değil! 50 kişilik oturacak yeri bulunan Cep Tiyatrosunda, 500-1000 kişilik tiyatrolarda görmediğimiz güzel piyesler var. Kültür seviyesinde ölçü olarak gösterilen tiyatro, İstanbul’da yayılıyor, yükseliyor.

CEVAP VER