KIZLARIMIZA YENİ BİR MESLEK HOSTESLİK (1953)

0
547
Scanned by Scan2Net

Röportajı Yapan: Orhan PETEK

HOSTESİN KIYMETİNİ, GEÇENLERDE ANKARADA’DA VUKU BULAN UÇAK KAZASI MÜNASEBETİYLE DAHA İYİ ANLADIK — MERZUKA AKÇAM’IN OTURDUĞU KOLTUKTA TANIŞTIĞIMIZ HOSTESLER NELER ANLATIYORLAR? — HOSTESİ GARSON SANANLAR VAR!

DEVLET Havayollarının C-47 tipi (Ata – 36) numaralı uçağıyla Çanakkale’ye doğru uçuyoruz. “Ayağını karadan kesme” derler ama biz şu anda yerden 1500 metre yükseklikte ve saatte 2505 kilometre hızla gidiyoruz.

Scanned by Scan2Net
Yukarda Hostes Sümran Yarka ile Türkân Fidansoy uçağın önünde.

Bir aralık kulağıma dişi bir ses fısıldadı:

— Biliyor musunuz ki siz şimdi Merzuka Akçam’ın yerinde oturuyorsunuz?

Döndüm:

— Sahi mi? Hani şu, geçenlerde Ankara’dan Lübnan’a uyuşturucu madde, antika eser ve… antika resimler kaçırırken yakalanan kadın mı?

— Evet, ta kendisi. Bu uçak o uçak, bu koltuk da o koltuktur.

Bir an kendimi, tehlikeli bir kaçakçının yerine koydum da ürperdim.

Ha, sahi, size bu dişi sesin sahibini tanıtmadım. Karşınızda duran sarışın genç kızın adı Sümran Yarka’dır. Orta boylu, muntazam ölçülü, ışıl ışıl parlayan yeşil – mavi gözlü Sümran Yarka, bindiğimiz uçağın hosteslerinden biridir. Şimdi yanımıza gelip bize likör takdim eden esmer, temiz yüzlü, hanım hanımcık genç kızımız da uçağın diğer hostesi olup adı Türkan Fidansoy’dur.

Scanned by Scan2Net
Hostes Sümran Yarka uçakta yolculara bisküi hazırlıyor.

Her ikisi de henüz pek genç o- Iaıı bu cici kızhırı görünce ne kadar sevindiğimi size anlatamam. Çünkü bıı genç kızlar ve emsalleri, memleketimizde kadının evden sıyrılıp cemiyet hayatına fiilen atılarak kendilerini sosyal ve ekonomik hayatta birer varlık olarak gösterme hareketinin .öncüleridir.. Yurdumuzda henüz milyonlarca, erkek ve kadın “ıı- çak gibi, medenî dünyada artık es- kimiye yiiz tutmuş bir âlet karşısında muhayyelelerini işletip hâlâ koık- J ımya devam ederlerken, hu genç kızlar, üniformayı giyip havalanmışlar. Allahın günü binlerce kilometre ka- tedeıek diğer hemcinslerine mükemmel bir örnek oluyorlar. Sonra da, geçenlerde İstanbul – Van seferini yapan uçağın Ankarada geçirdiği feci kaza esnasında Bayan Merih Özyü- cel’in şahsında da gördüğümüz gibi hostesler, icabında büyük kahramanlık örnekleri de veriyorlar.

Bizde hosteslik mesleğinin henüz birkaç aylık bir mazisi olduğu için kendileriyle bu mevzuda biraz görüştüm.

Efendim,’Türkâııla Sümran An-karada aynı apartmanın iki ayrı dairesinde aileleriyle birlikte oturan iki arkadaşmışlar. Bundan üç ay önce bir gün Türkân radyo dinlerken, Havayolları idaresinin hostes aradığını duyuyor. Ertesi gün karar veril, idareye başvurunca hosteslik kursuna girip müddet bitince de fiilen işe başlıyor. Sümran da aynı yolu takip ediyor. O cîa bundan bir ay önce radyo vasıtasıyla ve herhalde Türkânm ela teşvikiyle kanatamıyor. Şimdi iki arkadaş ayın uçakta çalışıyorlar. Biri içeride likörleri hazırlarken, öbürü dağıtıyor. Biri limo- nata’arı bardaklara koyuyor, öbürüyse tepsi içinde hazır limonata ve İlişkiliyi size takdim ediyor. Sonra her ikisi de uçak kalkar veya inerken sizin kemerinizin bağlı olup olmadığım kontrol ediyorlar.

HOSTES olmak için bir kere 18 yaşını bitirmiş olmak şartmış. Bu sebeple Sümran ile Türkân’ın resmen 18 yaşından fazla olduklarını biliyoruz ama vallahi her ikisi de 18 inden küçük gösteriyorlar. Sonra hostes olacak hatunun evli olmaması da lâzımmış. Yani hatun kişi ya genç kız olacak yahut da dul. Tabiî tahmin edersiniz ki bu körpelikteki iki hanım, dul olamazlar!

İşin hoş tarafı, her ikisi de uçağa evvelce hiç binmemişler. Ve kendi ifadelerine göre, ilk uçuşlarında da hiç heyecanlanmamışlar. Bayılıyorlar uçmaya. Aileleri de ilk zamanlar biraz telâş ve heyecan geçirmişler ama zamanla ona da alışılmış.

Türkân:

— Ben, diyor, şimdiye kadar Türkiye’nin her tarafını uçakla dolaştıktan başka dış ülkelerden de Kıbrıs, Beyrut, Atina ve Kahire’yi gördüm.

Sümran:

— Ben de bir ay içinde yurdumuzun hemen her yanını gördüm, dedi.

Kazançlarına gelince o da iyi: Mesleğe girişte ilk ay ellerine 370 lira, ikinci aydan itibaren de buna ilâveten kilometre başına 30 paradan ceman 450 lira da uçuş zammı geçiyormuş.

Kendilerine, bu mesleğin en fazla hangi tarafını sevdiklerini sordum. A!.. Ayol ikisi de kızarıverdiler. Ayıp bir şey mi sordum acaba?..

Nihayet Sümran:

— Uçmak, değişik yerler, değişik insanlar görmek güzel şey, dedi

Türkân da hemen:

— Benim fikrim de Sümranınkinin aynı, dedi.

Fakat her ikisi de yurdumuzda hosteslik mesleğinin henüz iyice anlaşılmış olmamasından dert yanıyorlar:

— Ara sıra yolcular arasından birkaç kişi bizi garson sanıp bahşiş vermeğe kalkıyorlar. Hani insanın ağrına gitmiyor desek, yalan söylemiş oluruz.

— Peki, zaman zaman size takılan yolcular da oluyor, değil mi?

— Hayır, dediler, hiç takılan olmadı.

— Ya, dedim, işe girdiğinizden beri hiç evlenme teklifi almadınız mı?

Dudak büktüler (Hem de nasıl!):

— Hayır, almadık.

Ama ben bahse girerim ki bu kızlar, yakında, talipleri arasında şiddetli bir rekabet mevzuu olacaklardır.

Lâfı değiştirerek her ikisine de şimdiye kadar rastladıkları en enteresan yolcuyu sordum.

Sümran:

— Beni garson sanıp bahşiş vermeye kalkan ilk yolcu, dedi.

Türkân:

— Bir gün, dedi, epey heyecanlandım. Kars’tan İstanbul’a gelirken yolculardan biri ölecek sandık. Adamcağız nefes alamıyor, fenalıklar geçiriyordu. Hemen geri dönüp kendisini tekrar Karsa bıraktık. Meğer bu zatta kalp hastalığı varmış.

Hostes oldukları için her ikisi de vazife esnasında üniforma giyiyorlar. Yani mavi bir etekle ceket, beyaz gömlek, lâcivert kravat ve başta kep.

Sümrana:

— Nasıl, dedim, kravat takmak iyi mi?

Güldü:

— Fena değil ama bağlaması zor.

— Gömleklerinizin yakalarına erkekler gibi balena takıyor musunuz?

— Hayır, bol bırakıyoruz.

Bu sefer onlara, beyendikleıi yabancı ve yerli muharrirleri sordum.

Sümran:

— Ben, yabancılardan Cronin’i, yerlilerden de Refik Ahmet Sevengil’i beğeniyorum, dedi.

Türkân da:

— Yabancılardan Shakespeare, yerlilerdense Kerime Nadir’i tercih ederim, diye cevap verdi.

ARTİSTLERE gelince, Sümran:

— Yabancılardan Tyrone Power ile Elisabeth Taylor’u, bizimkilerden de Nuri Altınok’un sesini beğeniyorum, dedi.

Türkân da fikrini şöyle anlattı:

— Yabancılardan Mario Lanza ile Ava Gardner, yerlilerden de Belgin Doruk hoşuma gidiyor.

Tahmin edersiniz ki sevgili okuyucular, P.T.T. idaresinin gözünde havacılarımız hiç de muteber sayılan müşteriler değildirler. Çinili onlar, P.T.T. idaresinin yaptığı işleri kendi imkânlarıyla başarmaktadırlar. Nitekim Sümran’la Türkan’a, mesleğe girdikleri günden beri hiç mektup yazıp yazmadıklarını sorduğum zaman:

— Buna ihtiyacımız yok ki, dediler. Yurdun her yanındaki arkadaş veya akrabalarımızı kendimiz uçakla gidip ziyaret etmiyor muyuz? Artık mektup, bizler için çok iptidaî bir haberleşme vasıtasıdır!

 

Paylaş

CEVAP VER