MUMYA TÜRKLERİN İCADIDIR

0
2050
Scanned by Scan2Net

Eski Mısırlılarda mumyacılık çok ileri bir sanattı. Asırlarca dayanan mumyalar böyle gizli köşelerde gizli maddelerle ve ilâçlarla meydana getirilirdi.

Anadolu’da Selçuk Mumyaları Topkapı sarayını altüst eden bir mumya.

Yazan: İbrahim Hakkı

TÜRKÜN tarih yaradılışla başlar. Varlığını bu kadar eski kaynaktan alan Türk, yok olmayı, ölmeyi büyük bir kusur sayar. Türk ölmez, ölmek istemez. Fakat tabiatın istisnasız ve keskin türesi dünyaları kendine dar bulan Türkü de iki karış toprağa sokuyor, zaman onu da ağır bir değirmen taşı gibi öğütüyor. Yer yuvarlağı üzerinde büyük işler başarmaya ant içen Türk, yaradanına bile kafa tutmuştur. O; bir laşe, cife ve biraz sonra da toprak olmasını hazmedememiştir: Mumyacılığı bulmuştur. Bütün fertleri değilse bile saydığı ve sevdiği ulularını bu buluşu ile ebedileştirmek istemiştir. Türk, mumyacılığın mucididir. Ve bu öz Türkçe kelimeyi bütün dünyaya yaymıştır. Sultanlar devrinde istibdad şırıngası ile uyuşturlan bu ulus Genel tarihini yazamadığı gibi mumyacılığı da hiç benimsememiştir.

Scanned by Scan2Net

Bugüne kadar doğu ve batı bilginlerinden hiç birisi Türk mumyacılığına temas etmemişlerdir. Ben ilk defa olarak buna dokunuyorum. Dünya şimdiye kadar mumyanın mucidi olarak Mısırlıları tanıyordu. Fakat mumyacılık Mısırda Türkelinden gitmiştir.

Mumya kelimesi Türkçedir

Bütün dillere giren bu kelime Türkçedir. Eşsiz bir Türk bilgini olan Ebürreyhan Mehmed Bin Ahmedelbirunî Türk hükümdarlarından ve âli Sebiktekin’den Şahabüddevle Mevdud Bin Mesud Bin Mahmud Sebiktekin namına yazdığı. (Kitabül cemahir Fi -l-cevahir) adlı kitabında [1] mumya için on sayfalık bir yer vermiştir. Burada; kırık ve çıkıklar aynı zamanda da tahnit kullanılan (Mumya = Mumyay) hakkında şimdiye kadar ilim dünyasınca bilinmiş pek kıymetli malûmat vardır. Mısır ve Fenike mumyalarını tetkik edenler tahnit için kullanılan maddelerin nereden getirildiğini ve neler olduğunu bilemiyorlardı. Birunî bunları tamamen bulmuş ve yazmıştır.

Mumya, Deynever’de bir mağarada su ile çıkan bir maddedir. Burası Türk hükümdarının kontrolü altında idi. Senede bir defa büyük merasimle açılır ve kalbur gibi hususî suyun altına çöktürülen maddeler alınır ve Sultanın hususî hâzinesinde saklanırdı. (Abin) adlı bir köyde de çıkmaktadır. Buna da (Abin mumu) derler. Bu madde yumuşamak hassasında muma benzediği için su mumu da derlerdi.

Bazıları bunun bir dağ yarığından sızan bir asfalt=Zift olduğunu da söylüyorlar. Bu madde Harzemşahlara Oğuz Türkleri tarafından da hediye olarak getirilirdi. Ve bu da Türkmen mumyası adile meşhurdu. En iyi mumyalar da bunlardı.”

***

Topkapı sarayında son zamanlarda üzerinde (Mumyayı İnsanî) yazılı bir sandık bulunmuştur. Bunu tahnit edilmiş bir cesed parçası sananlar olmuştu. Fakat ben bunun Türkistan’dan eski Türk ananelerine uyularak Osmanlı sarayına getirilmiş ve kırık, çıkıklarda kullanılmış olan Türkmen mumyası olduğunu tespit ettim. Şimdi de Fatihin eczanesinde teşhir edilmektedir.

Anadolu’da Türk Mumyaları

Orta Asya’daki eski Türk hükümdarları gibi [2] Batı Türk hükümdarlarının, ailelerinin ve devlet ulularının cesetleri de tamamen mumyalanmıştı. Türk dokumacılık, eczacılık, kimyacılık sanatları gibi eski hastalıklar tarihi bakımından çok mühim olan mumyacılığımız artık tetkik edilmelidir.

Selçuk hükümdarlarının ve ailelerinin hemen hepsi mumyalanmıştı. Konya’da Alâeddin camiinin türbesinde birçok hükümdar mumyaları vardı. Eski Kültür Genel müfettişlerinden Bay Ahmed Tevhid’den duyduğuma göre hükümdarların parmaklarında saltanat hatemleriyle gömüldüklerini öğrenen bazı açıkgözler buradan mumyaları çalmışlar. Ve yüzüklerini aldıktan sonra da bunları istasyon civarındaki Taci Veziri türbesine atmışlardır. Bunlardan birisi birinci Keyhüsrev’e aitmiş. Diri gibi tazeliklerini muhafaza eden bu kıymetli mumyalar buradan alınarak toprağa gömülü vermiştir.

Scanned by Scan2Net

***

Türk Mumyacılığı Mısır mumyacılığından çok yüksektir. Resmini koyduğumuz dördüncü Kılıç Aslana aid şu mumya Türklerin bu san’atta pek ileri bir adım attıklarını göstermeğe kâfidir. Cahil halk Konya civarında kuraklık senelerinde bu mumyayı tabutu ile beraber nehre daldırır ve sonra getirerek yerine korlarmış. Buna rağmen bu kötü şerait altında Mumyanın her tarafı bilhassa ayakları yaşayan bir insan ayağı kadar taravetlidir. Yine Konya’da Selçukilerin büyük veziri Sahib Ata Fahreddin Alinin türbesinde kendisiyle beraber iki oğlu, kızı ve torunlarının altı mumyaları vardı. Ben bunları on beş sene evvel görmüştüm. Bilmem şimdi ne haldeler. Kayseri müzesinde Ertena oğlu Gıyaseddin Mehmed’in mumyasının iki bacakları vardır. Amasya tarihçisi Bay Hüsameddinin söylediğine göre Amasya’da Burma minare camii içinde Pervane beyin türbesinde Hülagû’nun torunlarının mumyaları vardır. Amasya müzesine de birkaç mumya alınmıştır. Kastamonu’da Müfessir Alâeddin mezarlığının altında Aşıklı Sultartın, Ahlatta uzun Haşanın mumyaları varmış.

İstanbul’daki Mumyalar

İstanbul Asarıatika müzesinde Sidon kıralı (Talenit) in mumyası vardır. Bu mumya Selçuk mumyalarına nazaran çok geridir.

Deniz Kızı Mumyası

Scanned by Scan2Net

Yarısı insan yarısı balık denizkızı efsanesini bilmeyen yoktur. Fakat bu esatiri mahlûku görenler bilmem var mıdır? Ben bunu Topkapı Sarayının Soğan ambarında gördüm. Üzerine eğilerek tetkik ettim. Size de göstereyim.

Bu; Abdülâziz zamanında Mısırdan gönderilmiş bir mumyadır.

Kolları ve kafası bir insan, alt kısmı söylenildiğine göre timsahtır. Abdülhamid bu ucubeden korktuğu için onu buraya attırmıştır. Mumyaları açmak çok tehlikelidir.

Mısırda Firavun Tutankamenin mezarını açan bilginlerin feci akıbetlerini daha unutmadık. Müze müdürü Bay Tahsin Öz bu mumyayı da Alman profesörlerinden M. Ungara tetkik ettirmek istemiş fakat o: “Aman ben yapamam tehlikelidir” demiş. Ben korkmadım. Tahta tabutun pamukları ve sargıları içinde idi. Uykusunu uyuyan bu ucubeyi iki defa gördüm. Birisinde tabutun kapağını açarken genzime gıcıklayan bir havanın kaçtığını hissettim. Mendilimi tutarak uzun uzun aksırdım. O beni öldürmedi. Bir şey daha söyleyeceğim. Bilmem inanır mısınız, o hava benim nezlemi bile geçirdi. Sarayın bu yirmi beş yıllık misafirine Saraylılar Arab derlermiş. Onun başında mum yakanlar bile olurmuş. Bu Arabın pek çok menkıbeleri de vardır. Sarayın eski memurlarından Bay Hacı Süleyman bir tanesini şöyle anlatıyor:

“—Bu arap eskiden sarayı kırar geçirirdi. Herkes ondan korkar ve korktuğu için adaklar adar, başında mumlar yakarlardı. Hattâ geceleri kalkıp onun sarayda dolaştığını da söylerlerdi. Sarayın meşhur şekercilerinden Emin ustanın araptan ödü patlardı. Bir gün padişah için güzel şekerler, şekerlemeler yapmış. İmrendim. İstedim vermedi. Dur ben sana gösteririm dedim. Gece olmuştu. Ben yavaşça soğan an barına gittim. Tabutu açtım. Mumyanın başını kopardım. Şekerhaneye geldim. Bu kafayı şeker yığınlarının üstüne oturttum. Sonra orda ne kadar teneke güğüm varsa hepsini paldır küldür yuvarladım. Bu gürültü sarayın derin kubbelerinde akisler yaparken hemen koğuşuma gittim, yatağıma uzandım. Biraz sonra dört beşyüz kişilik saray halkı ayaklanmıştı. İçlerinde:

— Aman yetişin Arap kalkmış, şekerhaneyi altüst ediyor diyenler vardı. Tıknefes bana da geldiler, ben istifimi bozmadım:

— Ne oldu yangın mı var, diyordum.

— Kalk Allah aşkına kalk , Arap kalkmış, sarayı devirip döküyor, sen buna bir çare bul, dediler. Ben:

— İstediğim şekerleri verirseniz o na laf anlatırım. Dedim. Bütün şekerler bana vadedilmişti, ben şekerhaneye girdim. Onlar uzaktan titreşerek beni gözetliyorlardı. Ben:

— Ulan arap burada ne işin var. Haydi, bakalım yerine! Kumandasını verdim ve kuru suratına iki de tokat attım. Sonra kelleyi elime aldım yerine götürdüm. Saraydaki bütün tatlılar benim evime gönderilmişti. Bir hafta şeker ve şekerleme yedik.

***

Bay Süleymanla arabı seyrediyorduk. O birdenbire ve büyük bir alışkanlıkla ellerini uzattı. Arabın kafasını bir ham kelek gibi bir eline, timsahın kafasını da bir Kayseri pastırması gibi öbür eline alarak evirip çevirmeğe başladı.

— Benim velinimetim diyordu. Asıl bundan sonra senin ekmeğini yiyeceğim.

—  Neden velinimet Bay Süleyman, diye sordum.

O güldü ve ilâvet etti:

— Bizim kapıdaşlardan Bay Zaid tekaüde sevkedilmişti. Meşrutiyet Meclisi Mebusanına müracaat etti. Bu arabı bana verin, ben halka para ile teşhir ederim kazancın yarısı benim yarısı da Hilâliahmerin olsun dedi. Meclis bunu kabul etmişti. Fakat Müzeler İdaresi buna müsaade etmemişti. Ben tekaüde sevk edildikten sonra Arabı bana verirler ben tekaüdiye filân istemem.

Bu bir Firavun karısının mumyasıdır.

Ehemmiyetsiz gibi görünen bu mumya bence çok mühimdir. O; saraylıların zannettiği gibi bir erkek değil, bir genç Fravun karısıdır. Benim Türk kaynaklarında gördüğüm şekilde Türkmen mumu ile Oğuz asfaltile mumyalanmıştır. Ve çini üzerine mukaddes timsahlardan birisinin gövdesine eklenmiştir. Timsah da mumyalıdır. İnce dudaklı çok muntazam ve beyaz dişli bu prensesin Nil plâjlarında bir timsah tarafından yutulmuş olması da hatıra gelebilir.

Scanned by Scan2Net

İbrahim Hakkı

[1] Topkapı sarayı Üçüncü Ahmet kitapları arasında [2047] numarada kayıtlı ve yazmadır.

[2] Orhon abidelerinde Gültekinin mumyalandığını ve yabancı hükümdarlar tarafından cenaze için anberler getirildiğini gösteren yazılar vardır.

 

Paylaş

CEVAP VER