NE CAN SIKICI İNSAN ŞU FREUD? Sait Faik

0
216

Onun Amerikasını onsuz keşfetmek pekala mümkün olacaktı.

Artist, San’at ve kitap hakkında telakkiler.

Yazan: Sait Faik (Kurun’un İlavesi, 1936)

Birçok edip münekkit ve şairlerimiz mütemadiyen sanatın kolay ve güç tarafından; müvazeneden, şekilden, bir kitapta aranılması lâzım gelen şeylerden bahsediyorlar. Fakat hiç bir zaman temas ettikleri noktalara tam bir cevap vermiyorlar. Daima kafamızda bir sürü istifham işareti canlanıyor. Bütün bu makalelerin sonunda alacağımızı almış ve doymuş olarak çıkamıyoruz. Ve nihayet kestirmeden bir karar veriyorlar. Kültür lazımdır. Farz edin ki bizde bu kültür mevcuttur. O zaman ediplerimizin ve münekkitlerimizin makaleleri bizi tatmin etmez. Nitekim hiç bir zaman kendilerini de tatmin etmiyor. Sanatta kültür esas olduğuna göre ondan sonra yine sorulacak binlerce sual, binlerce mevzu ve bu mevzu ve sualleri bir traite ediş bardır. Ne içimizden birçokları karilerine herhangi bir vesile ile tavsiyelerde bulunuyorlar. Karilerine demeyelim de müstakbel sanatkârlara bu tavsiyelere riayet edilirse nihayet ve en nihayet kendi seviyesine erişeceğimizi kapalı cümlelerle anlatmaya çalışıyorlar. Ben de şuracıkta söyliyeyim ki, hiç bir artist başka birisini örnek olarak almaz ve almamalıdır. Ondan aşağı veyahut yakarı fakat başka bir şey olmayı arzu etmelidir. Hatta yürünen yollar aynı yol bile olsa birisini gaye olarak, değil gaye örnek olarak, bile almak sanatkârı mahvedebilir. Sanatkâr hiç bir şeyle bağdaşamayan bir tek insandır.

Şimdilik edebiyatçılarımızın cevap vermedikleri, yalnız ortaya sürdükleri meselelere temas eden bir Fransız muharrinin kitabından şunları alma münasip görüyorum:

Sanatta müvazene: Kolaylık ve zorluk

Bir artistin kabiliyeti ne kadar çok ve ne kadar muhtelif olursa halkın dikkatini celp etmesi o nispette zor olur. Çünkü bu muhtelif kabiliyetler birbirlerini tehdit ederler ve yine birbirlerini karşılıklı tadil ederler. Elbette ki tadil dilmiş birebirinin içinde erimiş kabiliyetler, öteki mübalağacı ve müfrit kabiliyetten daha az kendini gösterir. Kendini şurada fevkalâde zengin gösteren sahife başka bir taraftan el atılınca çok fakirdir.

Böylece söyleyecek sözümüz az olduğu zaman onu bağıra çağıra anlatmak hiç de güç bir şey değildir. İfrat daima bir kıtlığı işaret eder. Asıl varlık, asıl bolluk bir nevi müvazeneyi de beraberinde sürükleyen eserlerdir.

Edebiyatta form:

Chopin nasıl kendini idareyi sadalara bırakıyorsa edebiyatçı da kendini kelimelere bırakmalıdır. Lisanın kısırlığından şikâyet eden sanatkâr, hakiki bir sanatkâr değildir. Asıl artist kısır olan şeyin heyecan olduğunu bilir ve onun sevk etmesine kendini bırakmaz. Ve artist kendini kelimelere, satıra bırakır. Çünkü heyecan satırı kötüler, çarpıklaştırır. Fakat hiç bir zaman satır, heyecanın yanlışını çıkarmaz.

Şahsi heyecanını tercih eden ve bu tercihe şekli feda eden her sanatkâr kendini kolaya ve alaya bırakır ve sanatın mahvına çalışır.

Edebiyatta tesir:

Kendilerinden hiç bahsedilmeyen tesirlerin en kuvvetlileri muhakkak ki gizli kalanlardır. Kadınların tesiri, halkın ve başlıca bizden küçük olanların tesiri gibi. Bunların birinden veya diğerinden kaçılabilir. Fakat her üçünden kaçabilmek nadir bir şeydir. İnsan şunun hürmetini ve riayetini kazanabilmek, ötekinin hoşuna gitmek için kendini tesirlere bırakabilir.

Muvaffakiyet arayan sanatkâr, daima halk tarafından kendini tesir edilmeye bırakandır. Fakat bu sanatkâr, çok defa, hiç bir yenilik getirmeyendir. Çünkü halk yalnız o zam mana kadar bildiği şeyleri alkışlar. Ve bu bildiğini o sanatkârda bulduğu ve tanıdığı için ellerini çırpar.

Bir kitabın kıymeti:

Bir kitabın kıymetini yapan, hiç bir zaman, o kitabın içinde söylenen sözler değildir. Bunların ehemmiyeti hiç yoktur. Fakat söylenmek istenip de söylenememiş şeyler, işte bunlar o kitabın kıymetini yaparlar ve o nevi kitapları sessiz, sedasız beslerler.

Roman ve yaratmak:

Bana öyle geliyor ki bugünün genç romancıları için, roman yazmak ihtiyacı daima pek spontane ihtiyari, binefsihi bir şekilde husule gelmiyor. Burada talebi takip eden bir vaziyet, bir takdim vardır.

Ve yine tesadüf edilmiş şahısları tabiattan çekip alarak resmetmek arzusu, zannediyorum, fazlaca tesadüf edilen bir hal olmuştur. Elbette ki bunun için de bir hususi göz ve kalem kabiliyeti şarttır. Fakat yeni şahıslar yaratmak işi yine deruni, girift hâdiselerle içleri kemirilenlere ve kendi hususi jestleri tükenmeyen ıstırap çekenlere has bir tabii ihtiyaç halinde kalanlarda mümkün oluyor.

Edip ve Freud:

Ne can sıkıcı insan şu Freud! Onun Amerikasını onsuz keşfetmek pek âlâ mümkün olacaktı. Bana öyle geliyor ki Freud’e borçlu ve müteşekkir olduğum şey yalnız şudur:

Bazı mevzulara utanıp kızarmadan, itiraz edilip bağırşılmadan karileri alıştırabilmek. İşte Freud’ün bize getirdiği bilhassa cüretkarlıktır. Yahut da öyle demeyelim de bazı yanlış ve azap verici hicabı ortadan silip süpürmesidir, diyelim. Fakat buna bukabil ne kadar boş ve manasız fikirler var bu miskin dâhide.

Başka edebiyatları okurken sorulması Iazım gelen en mühim sual:

O, Çekofu (Tchekov) okuyordu:

-“Bu Ruslar bizden ne kadar uzak!”

Dedi,

Dünyada bu lâftan daha çok hiç bir şey beni kızdıramaz. Bütün milliyetçiler (ve hatta diğerleri) bir başka milleti anlamaktan o kadar acizdirler diğer milletlerde bütün ayrılıklara rağmen, sempatize olacağımız insan kalan tarafı aramayız da daima farkları görür ve onları ortaya süreriz.

Bir milletin diğerinden ayrılıkları her birinin taşıdıkları itiyatlarla daha çok kendini gösterir. Fakat her husus? edebiyatta birinin kapalı geçmeyi âdet ettiği yahut da tabii olarak takdim etmediği ciheti bit diğeri şahıslarımın aşikâr bit meşheri olarak açıverir. Tıpkı elbiselerde olduğu gibi, nasıl böylece elbiselerle hicabın yer değiştirilişleri mümkün olursa itiyat ve ihtiyaç eski Yunanlılarda çırıl çıplak gözükmeyi, kendini (tabii şekilde) gözükmeyi emrediyordu, Bugün bundan daha az tabii bir şey bize gösterilemez. Achille göz yaşlarını göstermekten eza duymuyordu. Her edebiyatta insanın kendi kendisine soracağı ilk sual şu olmalıdır: İnsandan ne saklanıyor? İkincisi nispeten daha ehemmiyetsiz olmakla beraber şudur: İnsanda ne gösteriliyor?

Paylaş

CEVAP VER