PARİS ÇİNGENELERİ: BAĞIMSIZLIK PEŞİNDE

0
1423
Scanned by Scan2Net

Çingeneler zaman zaman bir Hükümet kurmak hevesine kapılırlar, oraya, buraya baş vururlar, fakat bir türlü birleşip toplanamazlar. Şimdi bu Çingeneler krallarıyla beraber Paris’te bulunuyorlar ve bir çingene hükümeti kurmaya çalışıyorlar.

Nereden geldikleri belli olmayan tunç renkli, allı morlu entarili bu insanlar büyük şehirlerin kenar mahallelerinden birinin yakınına yerleşince etraftakiler bunlara düşman gözlerde bakarak dudaklarının arasından “çingeneler!” diye mırıldanırlar. Çingeneler ekseriye şimendüfer hattının biraz ötesinde duvarları çatlamış, boyası uçmuş bir yere kabile halinde yerleşirler.

Scanned by Scan2Net
Yukarıda İstanbul çingeneleri, ortada ve aşağıda Paris çingeneleri. Semaverin başında toplananlar çingene kralının ailesidir, Tabakla çay içen sivri sakallı adam da çingenelerin kralıdır.

Siyah ve yağlı saçları gözlerinin üstüne düşen delikanlılar, parlak renkli karakolar giymiş geniş eteklikti çevik kızlar, yırtık entarilerinden esmer etleri görünen yaygaracı çocuklar, bütün bu çingene kabilesi halkı, başlarında reisleri sivri sakallı ayaklarında çamurlu ayakkabılar, ağzında kısa bir pipo, arkasında daima yürüyen bir i köpek bulunan bir ihtiyarın emriyle günlerce etraftakilerle hiç bir temasta bulunmadan kendi kendilerine yaşarlar.

Çingenelerin reisleri kendilerde çok konuşmaz. Yalnız arada sırada sert bir sesle kesik emirler verdiği duyulur.

Dimitrieviç ismini alan bu kabile bir gün bütün kadın, erkek dostlarını toplayarak Kafkasya’dan kalkıyor ve dünyayı dolaşmağa çıkıyorlar. Amerika’nın şimalinden sonra, herkesin şansını denemeğe gittiği Paris’e de yolları düşüyor. Reisleri Voyvoda Ivon başlarında olduğu halde bir kenara yerleşiyorlar. Bir kaç hafta sonra kendilerine şöhret temin eden kabareler sayesinde sabaha kadar ateş başında bekleyen ve kırık tekerlekli arabalarında geceleyin bu göçebeler birdenbire oldukça mühim bir servetin sahibi oluyorlar. Fakat bir dakika bile bu para ile tarzı hayatlarını düzeltmeyi düşünmüyorlar. Oturdukları çatlak duvarlı binada sanki hâlâ Kafkasya’daki çadırlarında imişler gibi kemali huzur ile oturmakta devam ediyorlar. Fakat günlerinin birçok saatleri otlarla ve dikenlerle kaplı bahçelerde geçiyor. Ayakları iğrilmiş sobalar üstünde acayip bir tarzda kendilerine yemek pişiriyorlar ve etrafı ağır yanık et kokusuna boğuyorlar.

Bir kenarda kırmızı bir semaverden ıslık çalarak koyu bir buhar fırlıyor. Genç kızlar yüzlerindeki geceki makıyajları olduğu gibi, bırakıyorlar. Fakat sahnede giydikleri ipeklileri çıkararak bir ÇOK yerinden delinmiş rengi soluk entarileri kıvrak vücutlarına geçiriyorlar. Fakat ya ellerindeki paralar. Bu parayı harcetmek lazım.

Arada sırada beş veya altısı bir olarak camekânları süslü ve parlak dükkânlarla dolu caddelerde gezmeğe başlıyorlar. Camahkânlardaki eşyayı küçük çocuklar gibi sevinerek seyrediyorlar ve alış verişe başliyorlar. Paçavra elbiseleri üzerine giyerek kabile efradını güldürmek için bin franklık şapkalar, yazı yazmasını bilmedikleri halde düzinelerle rengârenk dolma kalemler, cep saatleri, boyunlarına takip bir dana çıkarmayacakları camdan gerdanlıklar, ve bir kere koyup bir kenara atacakları on bin franklık kürk mantolar ve daha bir sürü şeyler..

Bunlar arasında kabilenin en genç kızı Roika 1934 Bohemya güzellik kraliçesi namını taşıyor. Kız kabarede saksafon çalan sarışın, uzun boylu sevimli, güzel, tatlı dilli delikanlıya tutkun. Fakat ne yazık ki onunla katiyen evlenemeyecek. Kabilenin kanunu bunu men ediyor.

Reis İvan böyle meselelere müthiş sinirleniyor. Zira bir çingene kızı yalnız kendi cinsinden olan bir erkeği sevebilir. An’aneleri bunu emrediyor!

N.R.

CEVAP VER