TARİHTE FAHİŞELER: ESKİ YOSMALAR Ahmet Refik

0
615

Onların da sarı elâ gözleri, ipek, sırma saçları vardı. Onlar da bakışlarile can yakarlar, hoşlarına gidenlere yaşmak altından ne işmarlar çakarlardı. Fakat içlerinde öyle zorbalar, gözü pek yosmalar vardı ki… Kaç tanesi yeniçeri kılığına girmiş, saray bostanlarında baskın vermişti. Kaç tanesi, Okmeydanında, rakılar ve tamburlarla keyif çatarken, üzerine varan karakollukçuya kurşun atmaktan korkmamıştı. Hele çoğunda vicdan hürriyeti, hocaların koyu dinciliklerine karşı, oderece ileri gitmişti ki. Daha ozamanlar, içlerinde şeriate karşı küfür savuranlar bile vardı. Bu, hakikaten zor işti: cunda, boğulmak, denize atılmak, zindanlarda çürümek, hattâ taşa tutulup öldürülmek te vardı. Eski yosmaların bütün bu cezalara kulak bile astıkları yoktu.

Türkler, Sigetvar önlerinde pala çalarlarken, onlar îstanbulda bildikleri gibi keyif çatıyorlardı. Hele bir defa, 1565 te. Galata taraflarında bir hâdise oldu. Arap Fati, Narin, Giritli Nefise, Kamer, artık ele avuca sığmamıya başladılar. Bunlardan en azılısı, Kamerdi. Hovardalar arasında Atlı A- sas diye ün almıştı. Bütün mahalleli Galata kadısı-na gittiler, hallerini anlattılar. Bunların yaramazlıklarından yanıp yakıldılar. Şahitler dolu idi:

Mevlâna Muhiddin, Kâtip Mehmet, îlyas, Sinan Halife, daha birçokları…

Kadı, çarçabuk suçluları çağırttı. İçlerinden Arap Fati kaçtı, öbürleri kâmilen kadı’nın karşısına çıktılar. Şahitlerin söyledikleri suçlar gayet ağır di: İmam, müezzin, cemaat, evi bastıkları zaman, içlerinden bir yeniçeri avreti neler söylemişti:

— İmamınıza, kadınıza, şeriatinize lânet!

Diye avaz avaz bağırmıştı. Daha evvel de, Kalafatçı mahallesinde bir “nâmahrem,, le basılmışta Mahalleli bunlardan yaka silkiyorlardı. Kadıya son sözleri şu oldu:

— Evi satılıp mahallemizden giderilmesini ric*ı ederiz.

Zaten kadı’nın da yapacağı bu idi. Fakat işin içinde yeniçeri avreti vardı. Hâdiseyi divana ar- zetmeden Galata Kadısı kendiliğinden bir iş ya – pamadı. Divandan çıkan kararı da harfi harfine yerine getirdi: Karıların zorla evleri satıldı. Ken dileri Istanbuldan sürüldü. Yeniçeri avretine ge – linçe: Onun cezası mühimdi. Lâkin kocasının ye – niçeri olması cezasını biraz hafifletti. Kendisine iman tazelettirildi, kocası savaşta idi. Gelinciye kadar zindandan dışarı çıkarılmadı.

Eski yosmalar, öyle sıkı altında yaşarlardı k»! Mahalleler daima yoklanırdı. “Fevahiş,, daima göz altında bulundurulurdu. Her mahallenin imanı,

hatibi, müezzini onları sorar, soruşturur, kadıya haber verirdi. İçlerinden çoğu gizlenirler, yokla – ma bittikten sonra ortaya çıkarlardı. Bazıları uzak yerlere kaçarlar, fırtına savulduktan sonra mahallelerine gelirler, gene zevklerine devam eder lerdi. Yakayı ele verenler, muhakkak îstanbulda ı sürülürler, veya zindana tıkılırlardı. Bir defa, gene böyle bir çok yosmalar yakayı ele verdiler. Sevgilileri ne yapacaklarını şaşırdılar. Nikâhla almağa kalktılar: Müsaade ettiler; lâkin îstanbuldi bırakmadılar. İstanbul Kadısına divandan yazılan fermanda aynen şu cümleler vardı:

(Fevahişi nikâh ile alan kimesnelere tembih e- desin ki nikâh ettiklerinden sonra îstanbulda durmayıp ahar yerlere alıp giderler. Şöyle ki badet- tembih ol makule kimesneler aldukları fevahişe ile îstanbulda duralar, giyrü hapsolunalar).

Fakat onlarla başa çıkılır mı? Eyüpte kaymakçı dükkânlarına gidip alış veriş ediyorlardı. Çamaşırcı avretlerin dükkânlarına dadanıyorlar, kendilerine eş arıyorlardı. Lâkin haber de alınır alınmaz, yasak bütün sıkısı ile başlıyordu. Onların yüzün – den kadınlara neler yasak edilmiyordu: “Taz avretler,, in Üsküdara geçmek için erkeklerle beraber dolmuşa binmeleri bile yasaktı.

Eski yosmalar… Seyir, gezinti, içki, eğlence, hepsi onlar içindi. Bir sene, İstanbula İran şehzadesi geldi. Bütün halk sokaklara döküldü. Üskü- dardan şehzade gelecek diye ortalık kararmaya kadar bekledi. Güneş battı. Ezanlar okundu. Bi± çok kadın evine dönemedi. Yola düşenler, kurtu lamadı. Korkusundan kalan beş yüz kadın da Beyazıt hamamında sabahladı. Avret meraklısı olanlar için gün doğdu. Çoğu bu yüzden kocalarından boşandılar. Lâkin er kişiler de adamakıllı doyum oldular.

Yıllar geçti. Yosmaların ateşini hiçbir ceza söndüremedi. Nihayet cezanın da en ağırına başvuruldu. 1680 de Rumeli Kazaskeri Beyaz Haşan Efendinin hüccetiyle bir kadın taşa tutulup öldürüldü. Hâdiseyi gözü ile gören Silâhtar Mehmer Ağadan dinliydim stanbulda Aksaray mahallesinde, Muratpaşa camii yanında bir kavaf yeniçeri emeklisinin karısı, evlerine yakın bir dükkânda ipekçilik eden bir Yahudiye gönül bağ-3 lar. Tam ortalığı tenha bulduğu bir sırada Yahudiyi içeri alır. Meğer mahalleli kendisini gözetliyorlarmış. Derhal evi basarlar. “Günahın şahitler çeksin. Müctemi oldukları halde çıplak kılıkta iken bulduk deyu» ikisini de yakalarlar. Çoluk çocuk, bir sürü kalabalık, gürültü patırdı ile Rumeli kazaskeri Beyaz oğlu Haşan Efendinin karşısına ge- t:rirler. «Gözümüzle gördük!» diye tanıtlık edince, Haşan Efendi derhal kadının taşa tutulup öldürülmesi ve Yahudinin boynu vurulması için hüccet yazar, Sadrâzama gönderir. O zaman Sadrâzam, Merzifonlu Kara Mustafa paşa… O da bu hücceti bir telhisle dördüncü Mehmede arzeder, çarçabuk saraydan hattışerif yazılır. Asıl garibi, bu işi dördüncü Mehmet de merak eder. Çünkü, Naima- nm dediği gibi «asrı nebeviden bu ana ge’ince misli hudus elmiyen» birşey. O gün Cuma. Dördüncü Mehmet, Üsküdardan kuşluk vakti Atmeydanma bakan İbrahim paşa sarayına gelir. Silâhdar Mehmet ağa gördüğünü şöyle anlatıyor: «/\vrat ile Yahudiyi meydanı siyasete gö-türdüler. Yahudiye müslüman ol kurtulur, cennete gidersin demekle şerefi İslâm ile müşerref olduktan sonra tunç ejderha dibinde boynu uruldu. Ve avrat dahi hafrolunan çukura beline değin gömülüp «bana bu hususta iftiradır. Cürmüm, kaba-hatim yoktur. Şehzadeler başiçin kıyma. Beni azad eyle» deyu feryadü figan edegördü. İptida karındaşı ve akabince etrafında mahalâkallah ruzumahşerden nişan verir seyirci taş üşürüp keşKek ettiler. Ve andan ikisin bile kaldırıp defneylediler.

Bu ceza artık ondan sonra, bir daha yapılmadı. Lâkin başka türlüsü yapıldı. Birinci Mahmut zamanında Şeytan Eminesi, Bahçe- kapısmda, Sirkeci mahallesinde yakayı ele verdi. Sokak ortasında boğuldu. Can çekişe çekişe denize atıldı. Birinci Abdülhamitte Salmatomrukta bir kadını bir hristi- yanla münasebette bulunduğu için denize atıp boğdurdu. Hattâ kendi elile Sadrâzama şu kâğıdı yazdı:

(Salmatomruğunda olan müslim avrat elbette zemmiimersum ile ef’ali şeniası olduğu hane sahibi reyülâyn müşahedesi oldukta avreti mezkûre zindanda izale ve deryaya ilka, zemmiimersumun dahi cezası tertip, diğer zemmi vaz’ı kürek olmak üzre cezayı amelleri meşruiyeti üzere icra olunup ne veçhile ise yine tarafı hümayunuma arzedesin).

Yosmalar, b;r türlü uslanmadılar. Hiç biışey yapmasalar, yine giyinip kuşanıp, takıp takıştırıp çarşılarda, pazarlarda kendilerini gösterdiler. Üçüncü Selim, bu hallerden bıkmış, usanmış olmalı ki, nihayet Sadrâzamına şu kâğıdı yazmak zorunda kaldı:

(Benim vezirim. Nisa taifesi çarşı, pazarda açık renk feraceler ile gez p edepsizi k ettikleri mes- muum ve manzurum oldu. Fimabad açık renk ferace ve hadden ziyade yaka geymeyip herkes ırzü edebile olması iktiza edenlere tembih ve terzilere dahi bu makule edepsiz esvabları diktirmeyip şedid men ve yasak edesin. Bu makule şeylere aralık aralık bakılmak ve yakalar kesilmek ve bazı edepsizleri nefyi bilâd eylemek lâzım iken niçin bakmıyorsun? Her kim olursa olsun men ve elbette defeyleyip halkı edebile gezdiresin).

Scanned Document
Scanned Document
Paylaş

CEVAP VER