TÜRKLERİN EDİSON’U: HALİT ALYAL (1957)

0
562

Halit Usta’yı Beşiktaş’ta Serencebey Yokuşundaki evinde tanıdım. Çiçeklerle süslü eski bir bahçe içindeki evinde kızıyla oturuyor; 75 yaşında olmasına rağmen hala çalışıyor ve hala yeni eserler yaratıyor. Demir bahçe kapısının tokmağına varıncaya kadar her türlü maden eşyayı kendisi yapıyor.

Halit Alyal ile birkaç saat konuştuktan sonra hayret içinde kalmayacak insan yoktur! Halit Usta, bir kaşif, bir mucit, harikulade yaratıcı zekası olan bir ressam, makine mühendisi, kimyager, Türkiye’deki teknisyenlerin, tesviyecilerin, tornacıların, elektrikçilerin üstadı tatbiki fizik ve mekanik mühendislerinin yapamadığını yapan fevkalbeşer bir insandır!..

Toplu iğneden lokomotife, en ufak saatten en büyük gemiye, en hassas fotoğraf makinesinden en büyük traktöre, vince… kadar yapamayacağı şey yok! Halit Ustayı görmeden imkânı yok tasavvur edemezdim: Avrupa ve Amerika’nın, en ileri teknikli memleketlerin dahi Halit Usta gibi insanlara ihtiyacı var. Ya bizim?

Almanlar Halit Ustayı Almanya’ya götürmek, kendi vatandaşları yapmak istemişler; fakat o yurdundan ayrı yaşamaya razı olmamış.

Halit Usta’nın evinin alt kati büyük bir atölye. Piyasada yirmi bin liraya satılan bir torna tezgâhını oturup kendi yapmış! Konuştuğumuz sırada bir film tabetme makinesi inşa ediyordu. Film çekme ve oynatma makineleri, projeksiyon makineleri de yapıyor. Sinemacıların, film prodüktörlerinin laboratuarlarında, çekilen ilk negatiften muhtelif kopyalar elde etmeğe yarayan bu makine çok komplike, karışık bir alet. Yüzlerce parçanın tam ahenkle işlemesi şart! Bugün bir otomobilin ufacık bir yedek parçasını memlekette yapamıyoruz. Halit Ustanın ise yapamayacağı bir yedek parça yok. Asıl marifet tek parça yapmakta değil. Güçlük, yüzlerce, binlerce parçadan meydana gelen bir büyük makineyi hatasız işletmekte, çalıştırmakta! Bunu en kuvvetli makine mühendisleri dahi yapamıyor. Çünkü onlar nazariyattan öteye geçemiyor. Halit Usta aklımıza gelen bütün makinelerin, bütün parçalarını yapıp işletiyor. Bu film tabetme makinesi, fotoğraf tekniğinden anladığım için Halit Usta’nın kudretini, bir den ölçmeme yârdim etti. Hele elimdeki Rolleflex marka, Alman fotoğrafçılık tekniğinin şaheseri olan makineyi açıp şıp diye tamir etmesi beni büsbütün takdir, hayranlık duygularına sevk etti…

Hani, büyük alimimiz merhum İbnül Emin Mahmut Kemal İnal nasıl hudutsuz bir tarih ve ilim deryası idi? Halit Usta da teknik, makine alanında, değil Türkiye’de, Dünyanın her tarafında orijinal buluşları, icatlarıyla en acar teknisyenle boy ölçüşecek seviyededir! Onu Momgolfiye Biraderler, Markoni, Edisona benzettim.

Halit Alyal Beylerbeyinde doğmuş. Daha çocukluğundan aklına koymuş Avrupa’ya gidip makine mühendisi olacak. Fransız mektebinde yabancı dil öğrenmiş. Kendi kendini yetiştirmiş. O zamanki mühendislere ders verirmiş. Abdülhamit devrinde Avrupa’ya seyahatine müsaade etmemişler. O da kaçmaya karar vermiş. Hiçbir siyasi ihtirası yak. Yalnız sevgisi, makine askı. Önce İzmir’e Kaçmış. Oradan Yunanistan’a kadar gidip gelmiş. Fakat tam, bir Fransız vapuruna binerken uyumakta olan bir polis yakalamış. Eşyaları, paraları vapurda kalmış. Tekrar para biriktirmiş. Tekrar kaçmak istemiş Galata rıhtımında yine yakalanmış. Maksadını kimseye anlatamamış. Avrupa’ya giden, hele kaçan insanlara hep kötü gözle bakarlarmış. Nihayet 1908 de İkinci Meşrutiyet ilan edilmiş Padişah tahttan indirilmiş. Başıboş, çılgınca bir hürriyet havası memlekete yayılmış. Mektep arkadaşları bir Endenozyalı ile Cava Adasına gitmiş. Orada Hollandalılar, yerli halkın iktisaden kuvvetlenmemesi için muayyen miktar arazi ye servetten fazlasını ellerinden Alırmış. Halit Usta ecnebi sayıldığı için yerli arkadaşının milyonluk çiftliğini idareye başlamış. Hollanda müstemleke idaresi bakmış ki iş kötü; Halit Usta gittikçe kuvvetleniyor. Üstelik yerli dostları var. Hemen alaşağı etmiş. O da kalkıp tekrar sevgili İstanbul’una gelmiş. Ondan sonra harpler, darplerden bir yere gidememiş. Üççeyrek asırlık hayatı hep çırpınmayla geçmiş. Ama bir türlü özlediği Garp diyarlarına kanat çırpıp uçamamış.

Metnin devamı görselde…

Paylaş

CEVAP VER