AKASYA PALAS: FİLM TAHLİLİ – MAHMUT YESARİ

0
1033
Scanned by Scan2Net

En tanınmış san’atkarlarımızla beraber bir çok yeni artislerin de iştiraki ile çevrilen “Akasya Palas” dan üç sahne.

Avrupa harbinin doğurduğu film buhranını önlemek üzere Türk san’atkarları yerli filmler çevirmeye başlamışlardır. Mahmut Yesari’nin “Akasya Palas”ı bu sene çevrilen filmlerden biridir. Arkadaşımız, bu yazısı ile filmin mevzuunu ve garip bir macerasını ilk defa YENİ MECMUA okuyucularına.

Hafızam, pek keskin değildir; günü gününe hatırlayamıyorum. Bundan, on altı, on yedi sene evveldi. Şimdiki “Şehir tiyatrosu” nun temeli olan “Darülbedayii Osmani”,  bir çok defalar olduğu gibi,  yine karışmış, artistlerin bir kısmı “Yuva” yı terk etmişlerdi.

Bedia Muvahhit, Eliza Bine mecyan, Raşid Rıza, Vasfi Rıza ve hepsi rahmetli Nurettin Şefkati, Rıza Fazıl, Adil, Muvahhit Refet, Baba Saffet, ve daha bazı arkadaşlar, “Darülbedayi” firması altında, Beyoğlu’nda, Fransız tiyatrosunda temsiller veriyorlardı. Yuvayı terk edenler; Neyyire Neyyir, Kınar, Ertuğrul Muhsin, Behzat Haki, Hazım, İsmail Galip, Hüseyin Kemal, Küçük Kemal ve daha bazı artistler de “Ertuğrul Muhsin ve arkadaşları” firması altında, Şehzadebaşında, Ferah tiyatrosunda çalışıyorlardı.

San’atkârların iki gruba ayrılışları, hem kendileri, hem san’at, hem de memleket için, çok faydalı olmuştu. Çünkü iki taraf da, işe, dört elle sarılmışlardı.

Ramazan, gelip çatmıştı. O tarihte, “Ramazan”, “Tiyatro mevsimi” idi. Senenin en büyük tiyatro faaliyeti, ramazanda başlar, bayramda biterdi. Ramazanda, yeni piyesler çıkarılır, eskilerin de en “tutulmuşları” tekrar edilirdi.

İki temsil heyeti, bir maç halinde idiler. “Darülbedayi” in piyesten yana talihi açık çıkmıştı. “Ertuğrul Muhsin” grubunun ise, temsilleri, ağır gidiyordu.

Scanned by Scan2Net
Yukarıda aynı zamanda iki ayrı şahsı muvaffakiyetle temsil eden Hazım, ortada; Vasfı ile Cahide, altta da filmin son sahnesini görüyorsunuz.

Ben, sonradan alıp yürüyen “Kudret helvası” ile “Fransız tiyatrosunda”, fiyasko vermiştim.

“Ertuğrul Muhsin” grubu için, Georges Feydeau’nun La Puce â, l’oreille adındaki vodvilini adapte ediyordum.

Bu, adapteye gelir bir vodvil değildi. Yalnız, mekanizması o kadar kuvvetliydi ki üzerinde biraz çalışılırsa, yıkılmaz bir vodvil olurdu.

Bu vodvilin ikinci perdesi, çok eski tipti. Sahne, ortadan bir duvarla ikiye bölünmüştü. Sahnede, orta duvar kadar soğuk soğuk sırıtan bir dekor yoktur. Üstelik bu sahnedeki odanın birinde, bir karyola vardı.

Ve bu karyola, “trüke” idi. Bir düğmeye basınca hemen dönüyor ve başka bir karyola gözüküyordu.

Vodvillerde, mantık filân aranmaz. Fakat bu kadarı da fazla idi. Bundan başka, bizim sahnemizde bu “Trüke” karyolanın yapılmasına da imkân, ihtimal yoktu.

Halbuki, ikinci perde, bu “Sahne hilesi” ile “işliyordu”. Onu kaldırınca, ikinci perdeyi yeniden yapmak icap ediyordu.

Ben, yukarıda söylediğim  gibi, vodvilin mekanizmasındaki kuvvetin sihrine kapıldım ve ikinci perdeyi, baştan başa, kendim yazdım.

Bu vodvilin birinci ve üçüncü perdeleri Feydeau’nun ise ikinci perdesi de,  müsaadenizle!  benimdir.

Piyes çıktı ama, benim de, anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. “1 + 1 = 1” adile Ertuğrul Muhsin” grubuna verdim. Allah, yüzümü kara çıkarmadı; çektiğim zahmeti unuttum.

“1 + 1 = 1” in esas mevzuu “Müşabehet” tir. Birbirine benzeyen iki adamın bir vaka etrafında karşılaşmaları.

Mevzuu, kısaca anlatayım:

Kâmil, bir sigorta şirketinin direktörüdür. Genç ve güzel karısı Pakize, kocası Kâmili kıskanmaktadır. Bu kıskançlık, sebepsizdir. Kocasını denemek için, bir kadın ağzından mektup yazıyor. Kâmil, karısının el yazısını tanıyacağı için, Pakize, bu mektubu Zeynel’in karısı ve arkadaşı Mevhibeye yazdırıyor ve bir randevu veriyor.

Kâmilin küçük kardeşi Kâmi, evdeki hizmetçi Eleni ile hoşça vakit geçirmekte, ara sıra, Boğaziçindeki “Akasya Palas” a gidip eğlenmektedir.

Kâmi, bir gün ağabeyisinin askısını takmış ve sonra “Akasya Palas” da unutmuştur. Otelin sahibesi Madam Sürpik, askıyı köşke getiriyor. Bu askı hâdisesi, Pakizenin kıskançlığım büsbütün alevlendirmiştir.

“Akasya Palas” da randevu veriliyor. Mevhibe Akasya Pa las’a gidecek ve Kâmil, randevuya gelecek olursa, ona, iyi bir ders verecek.

Mektup kolposu, muvaffakiyetle yapılıyor. Fakat Kâmil, randevuya gitmek istemiyor; karısını gizli gizli sevmekte olan Sezaiye:

— Benim yerime, sen git diyor.

Kâmil, işin iç yüzünü bilmediği için, mektubu Zeynel’e gösteriyor. Zeynel, karısının yazısını tanıyor ve fitili alıyor. A kasya Palas’a koşuyor.

Köşk halkı, birbirlerinden haberli ve habersiz, katar halinde Akasya Palastadırlar. Akasya Palasın bir ayyaş garsonu vardır: Cafer.

Cağfer, cüssece, çehrece “Kâmil” in aynidir ve bu benzerlik yüzünden işler, büsbütün karışıyor. Kâh Caferi Kamil, kâh Kâmili Cafer zannediyorlar. Ve nihayet, binbir vodvil “Kiproko” sundan sonra, düğüm çözülüyor.

Vodvillerin mevzuunu, tamamen anlatmak kabil değildir. Çünkü, esas vak’a ile ara vak’alar, öyle karışık ve şaşırtıcıdır ki bütün vak’ayı, bütün teferruatile yazmak hemen hemen mümkün değildir.

İşte bu yarı adapte ve yarı telif piyesimde Büyük Behzat bir harika idi. Hazım, çok kuvvetli bir tip yaratmıştı. Temsil, çok güçtü. O tarihte, sahnenin önünde “Suflör” vardı. Bu piyeste “Suflör” ü hazfetmiştik. Hiç unutmam, ilk temsilde, bir tarafta Muhsin, öbür tarafta ben, “Sinyal” vererek temsili idare etmiştik.

Geçmiş günler! Şimdi, hepsi bana, bir hayal gibi geliyor.

Aradan yıllar ve yıllar geçti. Ertuğrul Muhsin, günün birinde “1 + 1 = 1” i hatırladı. Benden, piyesin film için senaryosunu istedi.

Senaryoda ne kadar muvaffak oldum, bunu bilmiyorum. Yalnız, Hâzım’ın, Vasfi’nin, Said’in, Cahide’nin, Perihan’ın muvaffak olduklarını söyleyebilirim.

Paylaş

CEVAP VER