BOĞAZİÇİ YALILARI – 1

0
1133
Scanned by Scan2Net

Sizlere her halta bir Boğaziçi yalısının hikâyesini vereceğiz. Bu serinin ilk yazısında eski Boğaziçi yalılarının tarihî panoramasını bulacaksınız…

YAZAN: HALUK ŞEHSUVAROGLU (1963)

Scanned by Scan2Net
Boğaz yalıları önünde yedekçiler

Türklerin 500 seneden beri İstanbul’da kurmuş oldukları medeni hayatın mühim bir parçasını Boğaziçi teşkil etmiştir.

Bizans devrinde boş tepelerden ve kıyılardan ibaret bulunan Boğaziçi’nde, Türkler, yazlık hayatın en rahat ve asude örneğini vermişler, bu kıyıları birbirinden güzel yalılarla süslemişlerdi.

Ekserisi denizin üstüne kurulmuş olan iki katlı bu yayvan binalarda içtimai hayatımızın bütün unsurları bir araya toplanmış bulunuyordu.

Yalıların mimarisi, döşenmesi, dağlardan indirilen sularla kurulan hamamları, havuzları, mutfakları, bahçeleri; buralardaki muaşeret adabı, eğlenceler, kayık âlemleri, musiki fasılları, edebî toplantılar hep ince bir zevkin ve medeniyetin eseri idi.

Boğaziçi kıyılarında bu yalılarla, korularla, yer yer mesirelerle, memba sularıyla, dalyanlarla, çeşmeler ve camilerle hakikaten renkli ve müstesna bir hayat kurulmuştu.

Rumeli ve Anadolu kıyılarının kendisine mahsus hususiyetleri vardı. Bütün Boğaziçi köylerine demokratik bir seda hâkimdi. Meselâ vezir yalılarının yanında bulunan balıkçı evlerinde fakirler oturur, buna mukabil, bazı köylerde muayyen sınıf mensupları ikamet ederlerdi.

Scanned by Scan2Net
Yeniköy’de eski bir yalı

Rumeli kıyısında Büyükdere, Tarabya, Yeniköy yabancıların oturdukları semtlerdi. Bebekte devlet ricaline, Rumelihisarında ekseriyetle ilmiye ricaline, Kuruçeşme ve Ortaköyde hanedan mensuplarına ait sahilhaneler ve sahilsaraylar vardı.

Anadolu kıyısında Beylerbeyi semtinde Hıristiyanlar oturtulmaz, burada din adamları, ilmiye ricali ikamet ederlerdi.

Hıristiyan yalıları ekseriyetle gri renge boyanır, aşı boya, beyaz, yeşil Türk yalılarına ait olurdu.

MİMARİ TARZI

Boğaziçi yalıları XVIII. asrın ortalarına kadar klâsik üslûpta inşa edilmişti. XVIII. asrın ortalarına doğru mimarimizin dekoru üzerinde başlayan Rokoko üslûbu bu devrin sonlarında ve bilhassa XIX. asırda binanın kuruluş tarzı üzerine de tesir etmiş ve bu suretle Türk bina yapı tarzından Rokoko üslûbuna geçilmişti. Fakat Rokoko da bizden aldığı ölçü nispetleri, tezyini motifler bakımından bir Türk Rokokosu çeşidinde idi.

Boğaz yalıları önünde yedekçiler.

  1. Mahmut devrinde Ampir tarzında yalılar inşasına başlanmış, Tanzimat Devri ise Boğaziçine daha yeni bir mimarianlayış getirmişti. Tanzimat ricali Boğaziçi kıyılarında büyük ahşap yalılar yaptırmışlardı. Gene bu devirde ilk defa olarak İstanbul’a getirilen yabancı mimarlar yalıların inşasında ve diğer binalarda yeni bir mimariye önderlik etmişlerdi.

Bu devirde İstanbul’a gelen meşhur mimarlar İtalyan Fossati, İngiliz Smith, Fransız Garnier, Bourgeois, Alman Bernrarnodt ile Zaranko’dur.

Bu yeni mimari anlayış ile beraber saraylar ve devlet ricalinin yalıları Avrupa zevkine göre tanzim edilmeye, döşenilmeye başlanıldı. Yeni Dolmabahçe Sarayını ve bazı köşkleri Fransız Sâchandekore etti. Dekoratör XVII. ve XVIII. asırların zevkine göre saraya mobilyalar getirdi.

Avrupai tarz salon takımlarını yalılarına koyanların başında Tophane Müşiri Damat Fethi Ahmet Paşa ve Cihan Seraskeri Rıza Paşa geliyordu. Zevk sahibi ve Avrupa’yı görmüş olan Fethi Paşa, sarayların tertip ve tanzimini de üzerine almıştı. Yabancı mütehassısları kendisi getiriyor, Avrupa’dan alınacak eşyanın mubayaasını bizzat yapıyordu.

Boğaziçinde yeni bir muaşeret de başlamıştı. Yalılarda suvareler tertip olunuyor, maskeli balolar veriliyor ve vezirlerin kabul günleri tespit edilerek gazete ila halka bildiriliyordu.

Büyükdere’de eski yalılar.

ÖZELLİKLERİ

XIX. asrın birinci yarısında Boğaziçi yalıları hakkında bir fikir vermek üzere o devirde Yeniköy’deki bir yalının tarifini buraya alıyoruz. «Selâmlıkta deniz üzerinde fevkani bir oda ve bir sofa ve tahtani bir köşk ile kara tarafında bir oda, bir kiler ve bir koğuş ve kahve odası ve bir kayıkhane ve bir çeşme ve bir buçuk masura tatlı su, bir mahzen, üç kıta setli bahçe, bir mutfak ittisalinde kiler, bir büyük su hazinesi, fevkani üç aşçı ve ayvaz odaları ve karşı sokakta sekiz, on hayvan alır ahur, samanlık, bir buçuk dönüm bahçe ve haremde fevkani deniz üzerinde bir oda, bir mabeyn odası, kara tarafında bir oda, bir sandık odası, bir sofa, bir hamam, bir camekân, bir küçük oda, akar sulu olarak musluk ve tahtani bir köşk, deniz üzerinde de bir oda, iki mabeyn ve büyük sofa ve bir mutfak ve iki setli bahçe…»

Eski asırlarda menkûp ve sürgünde bulunan ricalin yal» pencereleri, kapıları kapalı durur ve sahipleri affa uğramadan bu yalılarda bir canlıklık eseri görülmezdi.

Boğaziçinde oturmaya başlama ve buradan göçetme zamanları yılın belirli aylarında olur ve müsaadeler hükümdarlar tarafından çıkarılan iradelerle verilirdi.

Evliya Çelebinin anlattığı XVII. asırdaki Boğaziçi yalıları, sarayları Viyana Seferiyle başlayan mütemadi harpler dolayısıyla bakımsız kalıp harap olmuş, III. Ahmet ve Nevşehirli Sadrazam Damat İbrahim Paşa devrinde Boğaziçi kıyılarıtekrar şenlenmiş, yeni saraylar, kasırlar inşa edilmişti.

XVIII. asrın bu devrinde Boğaziçi, güzel sanatlarıyla, içtimai hayatiyle muasır dünyanın en ince bir medeniyetini temsil ediyordu. Patrona İhtilâli bütün bu medeniyet üzerinde kasırga gibi esmiş ve Boğaziçi yeni canlı bir hayata tekrar başlamak üzere bir süre beklemişti.

Nihayet asrın sonunda ve III. Selim devrinde Boğaziçi yeniden şevkle ve neşeyle ışıldıyordu.

Yeniköy’de eski bir yalı.

Kabakçı Mustafa İhtilâli de bir defa daha Boğaziçinin rüyaya benzeyen havasını dağıtmış, Boğazda daha sonra Kırım Harbi ile gelen yabancıların ve Mısırlıların tesiriyle yeni ve zengin bir hayat başlamıştı. Cevdet Paşa yaşadığı bu devri anlatırken, yabancı akını karşısında Boğaziçindeki yalı kiralarının nasıl arttığını da zikretmektedir.

  1. Abdülhamit devrindeki tazyikler, tenezzüh yasakları sebebiyle Boğaziçi eski hayatını kaybetmiş. Birinci Cihan Harbi sonunda ve Cumhuriyeti takip eden yıllarda ise eski yalılar, yeni hayat şartlarıyla idame edilmediğinden birer birer ortadan kalkmaya başlamıştı.

Bugün Boğaziçinde eskiden kalma pek az sayıda yalı mevcuttur ve bu kıyılarda çayhaneleri, meyhaneleri, beton apartmanlarıyla yeni bir hayat başlamış bulunmaktadır.

GELECEK HAFTA: Kıbrıslı Mehmet Paşa Yalısı

 

Paylaş

CEVAP VER