Tarihte MEŞHUR SUİKASTLAR – 4

0
1196

Bundan evvelki yazımızda hükümdar ve devlet reislerinden beş zatın nasıl öldürüldüklerini anlatmıştık. Bu yazımızda Fransa Reisi Cümhuru Carnot ile İran Hükümdarı Nasıreddin Şalım nasıl öldürüldüklerini, Avusturya imparatoriçesinin Cenevre’de uğradığı facia ile İtalya Kralı Birinci Humbert’e yapılmış olan suikastları okuyacaksınız.

Yazan: İbrahim Alaettin GÖVSA

suikastler (2)

1894 yılında. Fransız Reisi Cumhuru Carnot’un hançerlenerek öldürülmesi.

Fransada Car not (Karno)’nun öldürülmesi:

Amerika’da anarşistlerin veya muhtelif siyasî hırsların tesiriyle öldürülen cümhurreislerinin sayısı epeycedir. Yakın zamanlara kadar Avrupa’da halk tarafından sevilmiş ve seçilmiş devlet reislerine karşı böyle cinayetlerin yapıldığı işitiliyordu. 1894 Haziranının 24 ünde Carnot (Karno)’nun Liyon’da öldürülmesi, Fransa’da yapılan bu çirkin cinayetlerin birincisidir. Carnot memleketi için çok çalışmış ve halkça pek sevilmiş bir devlet adamı idi. Onun katili olan (Santo Casiro) adlı İtalyan azgın bir anarşist idi. Bu değerli reisi ancak anarşistlik hatırı için öldürmüş ve evvelce ölüm cezasına mahkûm olan bir katil anarşisti Cümhurreisinin affetmemesini güya onun için bir kabahat saymıştı.

Cinayet günü Reisi Cümhur, Liyon’da açılmış olan sergiyi ziyareti vesilesiyle şerefine şehrin tica-ret odası tarafından verilen bir davetten akşam saat onda çıkmıştı. Arabasıyla bir sokağın kıvrımını dönerken orada bekleyen katil, yıldırım gibi arabaya fırlamış ve elindeki bıçakla zavallı Carnot’yu göğsünden iki defa vurmuştu. Reis, biraz sonra, kendine gelemeden öldü.

Heyecana gelen halk, Liyon’daki İtalyanların dükkânlarını yağma ettiler ve: “Kurşundan daha emin olduğu için bir çak kullanmış olduğunu” âdeta övünerek söyleyen katil, iki ay sonra (Giyotin) denen ölüm makinesinde başı kesilerek can verdi.

suikastler (1)

Soldaki fotoğrafımız, 1898 senesinde Avusturya Kraliçesi Elisabeth’in anarşist Luecheni tarafından hançerlenmesini; sağdaki, 1900 de İtalya Kralı Birinci Humbert’in Anarşist Bresci tarafından öldürülmesini göstermektedir.

İran’da Nasıreddin Şahın öldürülmesi:

Nâsıreddin Şah, (Babı) denen mezhebi söndürmek ve Babî’leri ortadan kaldırmak için bir çok zulümler yapmıştı. Bir defa Sabilerden üç kişi onu öldürmeğe teşebbüs etmiş ancak yaralıya- bilmişti. Bunun üzerine Nâsıred- din Şah bütün İran’daki Babîleri memleketten kovmaya ve öldür-meye başladı. Hele kendisine ilk defa suikast yapıldıktan sonra Tahran sokaklarında yüzlerce Sabiyi akla gelmeyen işkenceler içinde dolaştırarak öldürdü. Çıplak vücutları yaralanmış ve yaralarına yağlı fitiller konarak yakılmış olduğu halde iplerle sürünerek ve kamçılarla dövülerek kadınları ve çocukları ile öldürülen Babiler, ondan öçlerini almak için fırsat bekliyorlardı. 1896 yılının 8 Mayısında Nasıreddin Şah, Tahranın ya-kınında bir türbeyi ziyaret ederken Mirza Rıza adlı bir Babi onu lüverver kurşunuyla öldürdü ve bütün Babîlerin hıncını almış oldu.

Mirza Rızanın, meşhur Cemaleddin Efgani’nin teşvikiyle bu işi yaptığı o zaman söylenmiş, hatta İran hükümeti Cemaleddin’i ikinci Abdülhamit’ten istemişti. Fakat mücrim olduğu sabit değildi. Mücrim de olsa, mesele siyasi olduğundan Cemaleddin Efgani İran’a verilmemişti.

Avusturya İmparatoriçesinin öldürülmesi:

Avusturya İmparatoru İkinci Fransuva Jozef’in karısı İmparotoriçe (Elizabet)’in Cenevre’de öldürülüşü, bu saydığımız cinayetlerin en acılarındandır. Bu kadın birçok aile matemi görmüş, 1898 yazında, biraz acılarını dinlendirmek için, İsviçre’nin Cenevre şehrine gitmişti. Cinayet günü Leman gölü üzerinde bir tenezzüh yapmak üzere yanında yalnız saraya mensup bir kadın bulunduğu halde, yürüyerek vapur iskelesine ineceği sırada birdenbire üzerine bir adam atılmış ve bıçağını göğsüne saplamıştı. Biçare kadın, şaşkınlığından neye uğradığını anlayamamış, ilk saniyelerde herifin kendisine bir yumruk vurarak savuştuğunu zannetmiş ve yürüyerek vapura kadar gelmiş, fakat orada birdenbire yıkılmıştır.

Katil, (Luecheni) adlı bir serseri İtalyandı. Yakalanıp polis merkezine götürülürken silâhını tam kalbinin üstüne saplamaktaki maharetini söylüyor ve bununla utanmadan övünüyordu.

Bu herif, hiç bir teşkilâta dâhil olmamakla beraber bir prensin Hizmetinden çıkarıldıktan sonra kendi kendine anarşist olmuş ve kim olursa olsun, büyükleri ortadan kaldırmaya karar vermişti. Bıçağını alarak Cenevre’ye geldiği zaman kimi vuracağını kararlaş- tırmamıştı. Tesadüf önüne o biçare kadını çıkardı.

Isviçrede idam cezası kaldırılmış olduğu için, herif cinayetten sonra, soğukkanlılığını, belki de ölümden kurtulacağını bildiği için, tamamı ile muhafaza etmiş ve yaptığı suçu, pek ehemmiyetsiz bir iş gibi, anlatmaktan utanmamıştı.

İtalya Kralı Birinci Humbert’in Öldürülmesi:

İtalya Kralı Birinci Humbert de anarşistler tarafından öldürüldü. Güya grevci ameleye karşı insafsızca emirler vermesi, anarşistlerce bu hükümdarın idama mahkûm olmasını intaç etmiştir. İki defa yapılan öldürme teşebbüslerinden şaşılacak tesadüflerle kurtulmuştu. Fakat 1900 senesinin 9 Temmuzunda tekrarlanan suikast, kralın ölümü ile neticelendi.

O gün İtalya’nın Moza şehrinde bir jimnastik müsabakasına riyaset etmiş ve akşam saat onda oradan çıkmıştı. Tam arabasına bindiği sırada, bir anarşist birdenbire arabaya yaklaşmış ve Kralın üzerine üç revolver kurşunu boşaltmıştı, tik kurşunla kalbinden vurulan Kral, yaverinin kolları arasında ve bir kaç dakika içinde can verdi Katil Gaetano Bresci adlı ve otuz bir yaşında bir İtalyan anarşist idi. Revolverinin kundağında Carnot’nun vurulduğu tarih oyulmuştu. İpek kumaş fabrikasında mükemmel bir usta iken Amerika’da anarşistlerle düşüp kalkması yüzünden müthiş bir anarşist haline gelmişti. Muhakemesinde çok soğukkanlılık göstermiş, âdeta kayıtsız durmuştur. O zaman İtalya’da idam cezası bulunmadığı için onu müebbet hapse mahkûm ettiler. Fakat böyle suçluları koydukları hapishane ölüm cezasından daha korkunç bir şekilde yapılmıştı. Sarı siyah çizgili mahkûm kostümünü giydikten sonra, böyle mahkûmları bir metre genişliğinde, iki metre yüksekliğinde ve tamamı ile karanlık bir taş odaya koyarlardı. Mahkûmun, aydınlığı görmediği gibi, hiç bir ses duyma-sına ve insan yüzü görmesine imkân yoktu. Günde bir defa bir gardiyan, odanın gişesinden yüzünü göstermeden, bir parça ekmekle biraz su bırakır, giderdi.

Bu suretle hapsedilenlerin uzun müddet yaşadıkları pek enderdir. Ondan evvel, bu suretle hapse mahkûm olanlar bir kaç ay zarfında ölmüştüler. O, ilk zamanlarda, anarşistlerin galip gelerek kendisini kurtaracaklarını ümit ettiğinden biraz dayanmış, fakat bir mezar kadar korkunç olan hücresinde gün geçtikçe sarsılmış, nihayet mahkûmiyetinden yedi sekiz ay sonra kendini kuşağından ve boyun bağından yaptığı bir iple tavana asarak ölmüştü.

Paylaş

CEVAP VER