TÜRKİYE’DE CASUSLAR 5 – KALYOPİ – LOMBUROS GÜLAKİS

Türkiye'de casusluk, Aziz Nesin, Bedirhan Çınar

0
97

Su uyur düşman uyumaz, derler. Bu sözde bir hakikat payı bulunduğunu Siyasi Polise mensup genç bir memur 6-7 Eylül Hadiseleri sırasında bir kere daha ispat etmiş ve bunun için de bir parça dikkatli davranmak kâfi gelmişti.

Meşhur 6-7 Eylül olayları bir anda patlak vermiş, dükkânlar, mağazalar yıkılmış, bir takım soysuzlar da fırsatı ganimet bilerek çapulculuğa başlamışlardı. İşte o günlerde kelimenin tam manasıyla Türk düşmanı bir Yunan casusu yakalandı ve Askeri Mahkemeye verildi. Bir çığ gibi bir anda büyümüş olan hadise esnasında gazetelere intikal etmeyen, sonra da o günlerde neşri mahzurlu görüldüğü için basına duyurulmayan bu casusluk olayının iç yüzünü bugün açığa vurulmasında hiçbir mahzur görülmemektedir.

Yıkma, kırma ve yağma hareketinin merkezini Beyoğlu teşkil ediyordu. İstiklal Caddesinde bulunmak ve hadisedeki tahrikçileri tespit etmekle vazifelendirilen genç bir memur bir ara gözlerini temiz pak giyinmiş, yaşlı, kır saçlı bir adamla uzun saçları rüzgârın tesiriyle uçuşan uzunca boylu, narin yapılı genç kadına dikti. Çiçek Pasajının büyük kapısı önünde duruyorlardı. Yaşlı adam bir sinema makinasıyla filim kadın da resim çekiyorlardı.

Hava kararmak üzereydi. Genç memur bu işte bir acayiplik sezer gibi oldu. Hadiselerin başladığı dakikadan o ana kadar bu kadın ve bu erkekle belki onuncu defa karşılaşıp, yüz yüze geliyordu. Onlardan yana bir daha baktı, Evet yanılmıyordu. Onları her seferinde de resim veya filim çekerken görmüştü.

— Acaba, diye düşündü. Nedir maksatları bunların? Hele bir ilgileneyim şu işle.

Gazetelerin foto muhabirleri vızır vızır ortalıkta dolaşıyordu. Gidip bunlardan birkaçıyla görüştü. Genç kadının da, yaşlı adamın da basınla hiçbir ilgisi yoktu. Kimse tanımıyordu onları. “Belki de merak saikasıyla çekiyorlardır.” diye bir sebep bulmak istedi. Bu da olmadı. Meraklı insan nihayet 5 – 10 poz resim, bir iki bobin de film çeker. Hâlbuki bunlar makinalarını durmadan hareket halinde bulunduruyorlardı.

Bu işin içinde mutlaka bir iş var, diyen memur o dakikadan itibaren kadınla erkeği takibe başladı. Yaşı 68’i bulmuş olan, fakat daha genç ve dinç gösteren adamın adı Lomburas Gülakis. Yaşının 26 olduğu anlaşılan uzun saçlı kadının ise Kalyopi idi. Genç memur adamın Şişli’de, mükellef bir apartman katında, kadının Nişantaşı’nda, Aleko adında bir Ruma ait evin bir odasında pansiyoner olarak oturduklarını tespit etti. Evlerine gitmeden önce ikisi de Eleniki Enosis ismi verilen Yunanlılara Yardım Derneğine uğramış, filim ve fotoğraf makinalarını burada bırakmışlardı.

Faaliyet sahası pek esrarlı olan Eteniki Enosis Cemiyeti memleketinizde 1933 yılında kurulmuş, buranın ilk üyelerinden olan Lomburas Gulakis üç yıl sonra bu cemiyetin umumi kâtipliğine getirilmişti, Türkiye de doğup büyümüş olmalarına rağmen ikisi de ceplerinde Atina menşeli birer pasaport taşıyor ve Yunan tabiiyetinde bulunuyorlardı.

Bütün bunlar, genç memurun şüpheli durumu bildirmesi üzerine o gece tespit bulmuş, ertesi sabahtan itibaren de Lomburas’la Kalyopi’nin adım adım takibine geçilmişti.

Sekiz Eylül sabahı evinden çıkan yaşlı adam Taksim civarında kırmızı suratlı bir adamla buluşmuştu. Bu adam Yunan Elçiliğinde Ateşe olarak bulunan Albay Petro Pulos Yordanis’ti . Lomburas, birkaç gün sonra da Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliğinde vazife gören fakat her ayın 20 gününü mutlaka İstanbul’da geçiren Albay Mutusis ile temasa geçti.

Yunan Hükümetinin bu iki yüksek rütbeli subayı Türk Emniyet Makamlarınca birer casus olarak biliniyor, her hareketleri kontrol altında tutuluyordu. Lomburas adındaki yaşlı adamın Yunan Subaylarıyla ne alıp vereceği vardı acaba? Sualin cevabı kısa zaman da verildi. Çünki Eleniki Enosis Cemiyetinin Genel Sekreteri de Türkiye aleyhine Yunanistan lehine çalışan yaman bir casustan başka bir şey değildi.

Losmburas Gülakis tam bir ay geceli gündüzlü takip olundu. Faaliyet sahası, düşüp kalktığı kimseler, casusluk konusunda kendisine yardım edenler birer birer tespit edildi.

Lomburas, halen Kıbrıs’ı kana boyamaya çalışan Papaz Makarios’la temas halindeydi. O zamanki Kıbrıs hadiseler hakkında Makarios’tan direktif alıyor, İstanbul’da da bir takım kanlı hadiseler çıkartmaya çalışıyordu. Yunanistan’ın İstanbul’daki en sayılı casuslarından biriydi. Yıllardan beri menhus faaliyetini herkesin gözünden saklamağa muvaffak olmuş, bazı mühim Askeri sırları Yunanlılara tevdi edebilmek imkânını bulmuştu. Bu arada 6 – 7 Eylül hadiseleri sırasında gizli kalması gereken bazı sırları da gene Yunanistan’a göndermek fırsatını kaçırmamıştı.

Bir gün, hiç beklemedikleri bir sırada Lomburas, Kolyepi ve ayrıca üç suç ortağı tevkif olundular. Duruşmaları Askeri Siyasi Mahkemede yapıldı. Mahkeme Heyeti: Başkan Hava Yarbay! Mustafa Kartal, Hakin Yüzbaşı Ümid Laçin, üye Hava Binbaşısı Ahmet Tecer ve Savcı Orhan Ak kayadan müteşekkildi.

Casuslar ilk önce inkâr yoluna sapmak istediler. Fakat önlerine konan delillerin kesinliği karşısında suçlarını itiraftan başka çıkar yol bulamadılar, üç ay kadar devam eden duruşma sonunda yaş durumu göz önünde bulundurulan Lomburas 15 yıl ağır hapis cezasına mahküm olundu. Diğer casuslar ise işledikleri suç şekillerine göre 5 ilâ 10 yıl arasında ceza yediler Yunan casuslarına ait duruşmanın sona erdiği gün gazetelerimizde Yunan Başvekilinin uzun bir beyanatı çıktı. Ekselans Türk – Yunan dostluğundan bahsediyorlardı.

Haftaya Hitler’in Yaveri İstanbul’da Casusluk Yapıyordu    

Paylaş

CEVAP VER