30’LAR, HALİÇ BALIKÇILARI – GALATA KÖPRÜSÜ

0
52

— Aman beyim her şeye merak edin; fakat balıkçılık ile arabacılığa asla.

Bunu ortamektebi bitirdikten sonra, evvela arabacılığa, sonra da balıkçılığa atılan biri söylüyordu. Oltasını denize atmış; bir taraftan iğneye takılacak balığı bekliyor, diğer taraftan kolunu sıvıyordu.

Haliç balıkçılarından bahsediyorum. Belki sizin de köprünün kenarında yüzlerce seyirciye katılarak seyrettiğiniz balıkçılardan.

Haliç balıkçılarının hayatları başlı basına bir âlemdir. Ben, onların içine olta ile balık tutmağa heves ederek soğuk, sıcak demeden katıldıktan sonra bu alemin iç yüzünü tamamıyla öğrendim.

Olta balıkçıları, bütün gün ve gecelerini deniz üstünde geçiren insanlardır. Kış, yaz, kar ve tipiye bakmadan ufacık sandalları ile deniz üstünde çalkalanırlar ve tuttukları taze balıkları, küçük çocuklara:

— Oltanındır!..

— Oltanındır!..

Diye bağırtarak Balık pazarı sokaklarında sattırırlar.

İhtiyar bir balıkçı:

— Ah, diye, içini çekerek anlattı: Balıkçılık bir hastalıktır. Mektepte okurken heves etmiştim. Kitapları yırtıp atar, balığa çıkardım. Allah istediğimi verdi: Beni balıkçı yaptı. Yapmaz olaydı. Bu yaşıma kadar beş insanın ıstırabını çektim bu balıkçılıktan. Bir ekmek parası için.

Haliç balıkçıları arasında çekirdekten balıkçı, yani geçim için balıkçılık yapanlardan başka bir de keyif için balık tutanlar var. Kelli felli meraklılar bir sandal kiralarlar, önlerine bir muşamba atar, oltayı denize salıp beklerler. Bunlar içinde de değeme balıkçı ustalarına rastlanır. Bunların çoğu işleri güçleri yerinde, memur, tüccar, hatta mirasyedilere rastlarsınız.

Balıkçılara sordum:

— Size rakip olur diye bunlara kızmıyor musunuz?

— Ne diye kızalım. Acıyoruz. Biraz da hoşumuza gidiyor. Balıkçılığın merak edilecek, sevilecek bir iş olduğunu gördükçe memnun oluyoruz.

Yalnız Haliç balıkçılar’ esrarengiz bir Rus balıkçısına kızıyorlar. Vrangel ordularıyla İstanbul’a gelen bu Beyaz Rus, çok defa karısı ile bazen çocuğu ile gelir, hiç bir balıkçı ile konuşmadan habire balık tutar. Sanndalından hiç eksik etmediği buldok azmanı bir köpek de ikide bir havlar durur. Balıkçılar Beyaz Rusa kızdılar mı hemen köpeğini kızdırır; havlatır, bu surette intikam alırlar.

Balık tutan hevesliler, ya lüks sandallardan yahut atmış paraya köprü boyunda karşıdan karşıya işleyen kayıklardan kiralayarak balıkçılara karışırlar.

Hevesliler ya Rizeli Aptullah, yahut Kastamonili Ali Mahir efendinin kayığına binerler. Bu iki kayıkçı da balıkçılığa heveslenmiş olduklarından daha az para ile kanaat etmektedirler.

Rizeli Aptullah müşteri bulamadığı günler iskeledeki nöbetini bırakır, yalnız başına balık avına çıkar. Diğer kayıkçılar bunu gördükleri için balık tutmak isteyenlere kayıklarını kiralatmak istemezler:

— Sonra bize de merak sarar… diyorlar…

Köprüden geçerken veyahut başka bir vesile ile balıkçı kayıkları arasından geçerken balıkçılığa heveslenerek bir olta alıp balıkçı olanlar birer “balıkçılık hüviyeti”, almak mecburiyetindedirler. Fakat hevesliler bunu bilmeden işe başlar. Bir iki gün sonra da yakayı ele verince üç misli ceza ile hüviyet almak mecburiyetine tutulurlar.

Tabii hüviyeti alıp cezayı verenler, bunun iç acısı ile her fırsat buldukça balığa çıkarlar. Yalnız hüviyetsiz yakalanmamanın da çaresini bulmuşlardır. Bunlar da “gece balıkçılığı” yapıyorlar.

Balık tutanlarla seyircileri gece balıkçılarını bilseler, muhakkak, sıcak yataklarından çıkarak gece saat bir veya ikide köprü altına gelip garip bir âlem görürler. Köprü altı balıkçılığını biraz izah etmek lâzım. Köprü altındaki memurlar, dubaların arasına yüz mumluk elektrikler yakarak hüviyetsiz balıkçılara burada beş on balık mukabilinde balık tutma müsaadesini verirler.

Yüze yakın balıkçı sabah ağarıncaya kadar tenekelerini doldurur ve sabah sabah:

— Taze taze. Oltanındır, diye satarlar.

Paylaş

CEVAP VER