EFES’TEKİ MERYEM ANA EVİ NASIL BULUNDU?

0
88

(Panorama, 1954)

Efes’teki Meryem Ana Evi, Hıristiyanlık âleminin bu en mukaddes köşesi, geçmiş asırların üzerine çektiği tozlu tarih perdesinin altından, ancak bir tesadüf eseri olarak geçen asrın sonunda sıyrılabilmiştir. Memleketimize hazineler değerinde bir turizm varlığı kazandıran bu buluşun hikâyesini, Meryem Ana Evini, daha doğrusu V. asırda bu evin üzerinde yapılmış olan kiliseyi ayakta tutabilmek için kurulmuş olan derneğin “Panorama” ya gönderdiği aşağıdaki alâka çekici yazıda bulacaksınız. Bu kardeş Derneğin adı, “Panaya-kapulu’daki Kilisenin Restorasyonu ve Yaşatılması Derneği” dir.

Klasik medeniyetin bölgemizdeki Bergama ve Efes gibi alemşumul şöhrete malik eserleri, turist dediğimiz her sınıftan ziyaretçilerin öteden beri alakasını çekmiştir. İzmir’e sırf buraları görmek maksadı ile gelenler çoktur.

Son senelerde bu iki ziyaretgaha, bir üçüncüsü de katılmıştır:

Eskiden beri Panaya-Kapulu denilen Meryem Ana mevkii…

Geçmiş zamanın bazı tarihlerine göre, Hazreti İsa’nın validesi Meryem Ana, Hristiyanlığın ilk bayrakdarları olanlara karşı o zamanlar da yapılan zulüm ve işkencelerden kurtulmak için, Kudüs’ten ayrılarak Panaya Kapulu’ya gelip yerleşmişlerdir. Bu bahiste zamanımıza kadar gelen eserlerde bir çok görüş ayrılıklarına tesadüf olunmaktadır. Bazı müverrihler, Meryem Ana’nın Efes’e geldiğini nakletmekte, fakat orada ikametine dair hiç bir bilgi vermemektedir. Diğerleri ise, Efes’teki St. Jean ve Concile Basiliklerinden (büyük kilise demektir) arta kalan harabelerin mevcudiyetini Hıristiyan aleminden kalabalık bir muhacir gurupun oralarda yerleştiği şeklinde izah etmektedirler.

Bütün bunlara rağmen, Meryem Ana’nın Efes’teki mevcudiyetini kat’i olarak tespit etmek 19. asrın sonlarına kadar mümkün olamamıştır.

Ancak, 1824 yılında Alman’yanın Dulmer şehrinde oturan ve o tarihte orada ölen Catherine Emmerich adındaki kadının gaipten haber alırken etrafındakilere söylediklerini zapt edenler, bu meseleyi ilk defa ortaya atmışlardır.

Keramet sahibi kadının söyledikleri, o tarihe kadar bu bahiste bilinenleri altüst etmiştir. Bu ifşaat, bir taraftan Kudüs davasını savunanlara, yani Meryem Ana’nın mezarının Kudüs’te olduğunu iddia edenlerle, diğer taraftan Efes durumunu benimseyen rahipler arasında bir mücadeleye yol açmıştır.

Bu polemiklere zamanın müverrihleri, profesörleri, doktorları üniversite rektörleri ,okul müdürleri katılmışlar ve nihayet, 1891 yılında keramet sahibi Alman kadınının tarifi veçhile Efes yakınında Panaya-Kapulu mevkii bulununca, kadının o yerleri görmeden, tam tarifini yapma iktidarını göstermiş olduğu hayretle görülmüştür. Bu yazımızı okuyacak olan kıymetli okurlarımızın merakların: tatmin için, keramet sahibi kadının tasvirlerini kısaca nakledeceğiz:

Kadından naklolunduğuna göre Meryem Ana Efes’de değil Efes civarında ikamet etmiştir. Evi, Efes’e yakın, şehre inişi kolay olan dağın üzerindeydi. Efes’in iki tarafını çevreleyen muhitte yerde serili altın rengindeki meyvelerin ağaçları (sergideki incirleri kastediyor) vardır. Gayri meskûn bir bölgedir. Küçük küçük münbit tepecikler, bu bölgenin başlıca hususiyetlerindendir.

Bu bahiste, 1891 yılında keşf olunan Panaya-Kapulu mevkiinin tasvire tam uygun olarak çıkması, keramet sahibi kadının hali hayatta iken bu yerleri bilmesine imkan tasavvur olunamaması gibi vakıalar zikre şayandır.

Meryem Ana’nın Efes civarında oturduğu ve içinde öldüğü evin yeri Catherine Emmerich’in ölümünden beri aranmakta idi. Nihayet gene E. Poulain’in öncülüğü ile, Solmissos – Aladağ üzerindeki evin harabeleri 1891 de meydana çıkarılmıştır. Bu evin ve üzerine beşinci asırda kurulduğu anlaşılan küçük kilisenin bulunduğu yere o civarda eski Rum köyü sakinleri tarafından (Panaghia Capouli-Panaya Kapulu) adı verildiği de tespit edilmiştir.

Böylece varılan müspet neticelerden sonra Papa XIII. Leon, 1896 da neşrettiği bir beyanname ile Kudüs’te 429 da Juvenal tarafından Meryem Ana’ya ait olduğu ileri sürülen “Getsemani” mezarının asırlar süren imtiyazlarını ebedi olarak kaldırdı. Papa X. Pie de 1914 de Panaya Kapulu’ya yapılan hac’cı açıkça tasvip etti ve Panaya Kapulu’ya mukaddes yerlere ait imtiyazlar vereceğini vaat etti. Fakat bu Papa’nın bir müddet sonra vefat etmesi ve araya Birinci Cihan Savaşının, onu müteakip de İstiklal Savaşının girmesi Panaya-Kapulu’nun haklı olduğu dini imtiyazlara kavuşmasını geciktirdi.

Bu tarihten sonra Hristiyan aleminin en mukaddes varlığı olarak tanıdığı bu yer, başta din erbabı ile tarih meraklısı kitlelerin ziyaretlerine mazhar olmaya başlamıştır.

Son senelerde ziyaretçi adedinin fevkalade artması karşısında bu yerlerin restorasyonu ve yaşatılması gayesi ile İzmir’de Monsenyör Descuffi’nin fahri reisliği altında bir dernek kurulmuştur.

Arkeoloji alanında en mühim bir keşif olarak telakki olunan bu yerde, dernek tarafından, hamiyetli kimselerin bağışları ile, ziyaretçilerin istirahat edebilecekleri bir melce yemeklerini yiyebilecekleri bir yer inşa olunmuş ve Derneğin bu faaliyetine muvazi olarak da muhterem Hükümetimizin takdire şayan anlayışı neticesinde, Selçuk’tan Panaya-Kapulu’ya kadar uzanan mükemmel bir yol inşa olunmuştur. Turistler dağ başında bu mukadder yerlere gayet rahat olarak otomobillerle gidebilmekte, oradan nefis bir manzarayı seyretmek zevkini tatmakta ve bu arada Hıristiyanlık âleminin din bakımından en itibarlı yer diye tanıdığı Meryem Ana’nın Evini ziyaret imkanını bulmaktadırlar.

Yazımıza son verirken. Ağustos 1953 de Hükümetimizin ziyaretgahı tes’it maksadı ile, satışa arz ettiği güzel pul serisinden bahsetmeden geçemeyeceğiz. Pul koleksiyoncularının büyük takdirini kazanan serinin motifleri, Mukaddes Bakire’nin bilinen tasviri ile evinden, yani Panaya-Kapulu’daki kiliseden ibaretti.

Paylaş

CEVAP VER